Kikloplar Nasıl Doğdu?

Mitoloji insanların açıklayamadığı, anlamlandıramadığı doğaüstü gördükleri olayları veya bilmedikleri, görmedikleri yerleri efsaneleştirerek anlamlandırma çabasıyla oluşur. Bu makalede Kiklopların da bu şekilde bir anlamlandırma çabasıyla yanlış yorumlanan bir olay mı yoksa gerçekten varolmuş insan yiyen tek gözlü devler mi olduklarına bakacağız. Bunlara bakarken öncelikle Kikloplar hakkındaki genel yargılara devamında Yunan mitolojisindeki yerlerine en sonda ise nasıl doğmuş olabileceklerini inceleyeceğiz.

Kikloplar

Kiklop kelimesi Antik Yunanca κύκλος yani daire veya çember ve ὤψ yani göz kelimelerinin birleşmesiyle oluşan Kiklop kelimesinin Türkçe karşılığı daire göz, çember göz ve hatta Dede Korkut hikayelerinden aktarılan tepegöz gibi bir anlama da sahiptir. Kikloplar, insanların ötesinde kas güçleri, devasa cüsseleri ve bakanı dehşete düşürmeleri ile nam salmışlardır. Homeros’un destanlarında Kikloplar; Sicilya’nın güneybatısında yaşarlar. Kikloplar insan eti yerler, kural tanımazlar ve kibirlerine yenik düşmüşlerdir. Homeros Kiklopları bir çoban topluluğu olarak anlatır. Toprağı işlemeyi reddederler, doğanın emek harcamadan sunduğu ürünlerle geçinirler. Ortak bir yasaları veya siyasi bir yapıları yoktur. Kiklopların her biri kendi dağ mağarasında ailesi üzerinde mutlak ve keyfî bir otorite kurarak yaşar. Sonraki anlatımlara göre Kikloplar demircilik tanrısı Hephaistos’un yardımcıları olur. Etna yanardağı gib dağları atölye edinen demircilik tanrısı için çalışırlar ve çobanlığı bırakırlar. Bundan sonraki anlatımlarda daha da farklı olarak bir millet olarak ortaya çıkarlar ve bir Kiklop kralının yönetiminde yaşayan Trakya kabilesi olarak tanımlanırlar. Ancak Yunan mitolojisine baktığımızda bu kural tanımaz Kiklopların aslında tek bir tipe sığmadığı ve anlatılarda iki farklı Kiklop kuşağının var olduğu görülür. Bir yanda ilahi demirciler olarak evrenin kaderini şekillendirenler, diğer yanda Homeros’un yazmış olduğu vahşi çobanlar yer alır.

Kiklopların Mitolojide Oluşumu

Hephaistos, Thetis’e oğlu Akhilleus için zırh veriyor kikloplar yardımcı oluyor

Yunan mitolojisindeki gelişim süreçlerinde çeşitli değişiklikler yaşamalarına rağmen Kiklopların temel kimlik izleri her zaman varlığını korumuştur. Antik evrenin doğuşu anlatımlarına göre Kikloplar, Uranos ve Gaia’nın oğullarıydı. Titanlar kuşağına ait olan bu ilahi demirciler; Arges, Steropes ve Brontes olmak üzere üç taneydi. Her birinin alnının ortasında sadece tek bir gözü vardı. Uranos tarafından başından beri nefret edilen Kikloplar babaları tarafından gün ışığı görülmelerine izin verilmemişti. Diğer kardeşleriyle birlikte babaları Uranos tarafından Tartaros’a atılmışlardı. Anneleri Gaia bu durumdan hoşnut değildi ve ak çeliği yarattı, büyük bir orak şekillendirdi planını Titanlara anlattı ve onlara şöyle seslendi: ”Günahkar babadan doğmuş çocuklarım, eğer bana itaat ederseniz, babanızın alçakça zulmünü cezalandıracağız; çünkü odur kötülükleri ilk tasarlayan.” Böyle dedi ama kimse korkudan ses çıkaramadı Kronos haricinde. Böylece, Gaia’dan orağı alan Kronos ve Okeanos dışındaki Titanlar babalarını pusuya düşürdü. Kronos Uranos’un cinsel organını kesip denize attı. Uranos’un yönetimini deviren Titanlar, kardeşlerini Tartaros’tan geri aldılar ve gücü Kronos’a verdiler. Ancak Kronos bir kez daha Kiklopları bağladı ve onları Tartaros’a hapsetti. Babaları Uranos ve ardından ağabeyleri Kronos tarafından güçlerinden korkulduğu için Tartaros’un karanlıklarına hapsedilen Kikloplar, yıllarca yeraltında tutsak kaldılar.Titanlara karşı başlattığı büyük savaşta çıkmaza giren Zeus, kehanetlerin de yönlendirmesiyle bu tutsak devlerin muazzam gücüne ihtiyacı olduğunu anladı.Yeraltının en derin katmanı olan Tartaros’a inen Zeus, Kiklopları koruyan korkunç gardiyan Kampe’yi öldürdü ve Kiklopları serbest bıraktı. Özgürlüklerine kavuşmanın minnetiyle usta demirci Kikloplar, hünerlerini Zeus ve kardeşlerinin hizmetine sunarak onlara efsanevi silahlar dövdüler.Zeus’a öldürücü şimşekleri, Poseidon’a üç dişli mızrağı ve Hades’e görünmezlik miğferini vererek tanrıların eline ezici bir güç kazandırdılar.Bu paha biçilmez silahlar sayesinde Olimpos tanrıları, on yıl süren savaşı kazanarak evrenin yeni hâkimleri olmayı başardılar.

Bu büyük savaştan sonra Zeus’un ilahi zanaatkârları ve hizmetkârları olarak kaldılar. Ancak efsanenin devamında, Zeus’un attığı bir yıldırımla ölen oğlu Asklepios’un intikamını almak isteyen Apollon tarafından öldürüldüler; çünkü o öldürücü yıldırımı Zeus’a imal edenler Kikloplardı. Farklı anlatılara göre ise Apollon tarafından öldürülenler doğrudan bu ilk nesil Kikloplar değil, onların soyundan gelenlerdi.

Kiklopların Kökeni

Sol tarafta Kiklop heykeli ve sağ tarafta cüce fil kafatası

Yazımızın şimdiye kadar ki kısmında kiklopları genel hatlarıyla ve mitolojiye nerede dahil olduklarını inceledik. Şimdiyse nasıl veya niçin dahil olduklarına dair anlatılan teorilere bakacağız. Yunan mitolojisinde derin izler bırakan Kiklop anlatıları, sadece antik ozanların düş gücünün bir ürünü müydü, yoksa ardında somut ve fiziksel bir gerçeklikler de var mıydı. Doğabilimciler ve paleontologlar, bu sorunun yanıtını Akdeniz’in jeolojik geçmişinde ve arkeolojik buluntularda ararlar.

Kiklop efsanesinin doğuşuna dair en güçlü ve kabul gören bilimsel teori, Othenio Abel tarafından ortaya konulan Antik Çağ insanlarının Akdeniz adalarında karşılaştıkları cüce fil fosilleridir.

Buzul Çağı’nda Sicilya, Malta, Girit ve Ege adalarında yaşamış olan cüce filler, günümüz fillerine kıyasla oldukça küçük, yaklaşık bir insan boyunda veya biraz daha iri canlılardı. Bu canlıların soyu tükendikten sonra geride kalan kafatasları, Antik Yunan denizcileri ve ada sakinleri tarafından mağaralarda sıkça bulunuyordu. Bir cüce filin kafatası incelendiğinde ortadaki sanki göz çukuru gibi duran boşluk son derece ilgi çekici bir anatomik özellik göze çarpıyordu. Fillerin hortumlarının kafatasına bağlandığı orta kısımdaki devasa burun boşluğu, anatomi bilgisi yetersiz olan antik insan gözünde tam alnın ortasında yer alan devasa, tek bir göz çukuru gibi görünmekteydi. Yüzün yan tarafında kalan asıl küçük göz çukurları ise kolayca gözden kaçabiliyordu. Bu teoriyi savunanlar tarafından Homeros’un Odysseia’da Kiklopların meskeni olarak işaret ettiği bölgenin Sicilya olması tesadüf değildi. Sicilya, tarih boyunca cüce fil fosilleri açısından en zengin coğrafyalardan biri olmuştur. Ada insanları veya adaya çıkan tüccarlar, mağara tabanlarında buldukları insanı andıran fakat devasa boyutlardaki bu kemikleri gördüklerinde, bunu geçmişte bu mağaralarda yaşamış, alnının ortasında tek gözü olan dev yaratıkların kalıntıları olarak yorumlamışlardır. Paleontolojik teorinin yanı sıra, Kiklop efsanesinin tarihsel kökenine dair bir diğer açıklama ise Antik Çağ’ın bronz ve demir ustalarına dayanır. Antik dönemde metal işçileri ve demirciler, kör edici kıvılcımlardan, sıçrayan korlardan veya patlamalardan korunmak için gözlerinden birini bir deri bantla kapatırlardı. Ayrıca, körüklerle ateşi körüklerken ve metale biçim verirken alnına tek gözü simgeleyen dövmeler yaptırma geleneğine sahip zanaatkâr toplulukların varlığı da bilinmektedir. Bu durum, toplumsal hafızada “yeraltında çalışan tek gözlü demirciler” imgesini pekiştirmiş olabilir.

Ancak bu teoriler kanıt yeteriszliği ve yanlışlanamazlık yüzünden eleştirilmiştir. Antik Yunan edebiyatının en erken metinleri olan Hesiodos ve Homeros’un eserlerinde, Kiklopların fosillerden veya kemiklerden türediğine dair hiçbir ima yoktur. Klasik filologlar; Antik Yunanlıların bu tür kemikleri gördüklerinde onları var olan mitolojik devlerle bağdaştırdıklarını, ancak sıfırdan bir mit yaratmak için kemiklerden ilham almadıklarını vurgularlar. Yani fosiller var olan bir inancı pekiştirmiş olabilir; fakat mitin öz kaynağı değillerdir. Halk bilimcilere görede tek gözlü dev motifi sadece Yunan dünyasına özgü değildir. İrlanda mitolojisindeki Balor, Doğu ve Türk mitolojisindeki Tepegöz ve Sibirya şamanik anlatılarındaki tek gözlü yaratıklar, cüce fil fosillerinin bulunmadığı coğrafyalarda da aynen mevcuttur. Bu durum, “tek gözlü dev” imgesinin paleontolojik bir keşiften ziyade, insan zihninin ortak bir motifi olduğunu gösterir. Bazı mitologlarsa bu teoriye Kiklopların alnındaki tek gözün somut bir anatomik hatadan ziyade sembolik bir anlam taşıdığını savunurak karşı çıkar. Hesiodos’un ilahi demircilerinde tek göz; gökyüzünün tek gözü olan Güneş’i ve şimşeğin odaklanmış gücünü temsil ederken. Homeros’un vahşi çobanlarında ise tek göz; uygarlıktan,mantık ve ölçüden yoksunluğu, vahşiliği ve dar kafalılığı simgeler.

Sonuç olarak eleştirmenler; Kiklop mitini tek bir fosile veya mesleki alışkanlığa bağlamanın sığ bir yaklaşım olacağını, fosillerin olsa olsa zaten var olan toplumsal hafızayı ve hikâyeleri canlı tutan fiziksel kanıtlar olarak işlev gördüğünü belirtirler.

Check Also

Danaid Efsanesi Üzerine Bir İnceleme 1

CAMPBELL BONNER Bu yazıda Campbell Bonner’ın Danaid Efsanesi üzerine yaptığı çalışmayı inceleyeceğiz. Bu metinde bütün …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir