CAMPBELL BONNER
Bu yazıda Campbell Bonner’ın Danaid Efsanesi üzerine yaptığı çalışmayı inceleyeceğiz. Bu metinde bütün bir makaleyi tek yazıya yazmak uzun ve yorucu gözükeceği için bölüm bölüm yayınlanması daha bize daha mantıklı gelmiştir bölüm bölüm olma nedeni budur. Parçanın aslında bu durum yoktur.
Bu çalışmayı oluşturan Danaos incelemesinin yazarı Campbell Bonner (1876–1954), 20. yüzyıl Amerikan klasik filoloji geleneğinin saygın isimlerindendir. Lisans eğitimini Vanderbilt Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra, doktora derecesini 1900 yılında Harvard Üniversitesi’nden almıştır. Akademik kariyerinin neredeyse tamamını Michigan Üniversitesi Klasik Çalışmalar Bölümü’nde geçirmiş ve uzun yıllar bu bölüme başkanlık etmiştir.
IV
Danaidler’in (Danaos kızlarının) işlediği cinayetin anlatısında; onu diğer Yunan mitlerinden keskin bir surette ayıran ve hikâyenin doğru bir şekilde anlaşılması için hayati önem arz eden bazı özellikler mevcuttur. İlk olarak, elli kardeşin, daha yeni evlendikleri eşleri tarafından uykularında öldürüldüğü gerçeği.İkinci olarak; hikâyenin en eski formunda; bu cani eylemin, kurbanların başlarının kesilmesinden ibaret bir fiil olduğunun şüpheye yer bırakmayacak biçimde ifade edildiğine inanmak için bazı sebepler mevcuttur. Bize kadar ulaşan anlatılarda; bu durum bu kadar açıkça söylenmemektedir; ve nitekim, Pseudo-Apollodorus’un cinayette hançerlerin kullanıldığına dair beyanı ifadesi; bu varsayımla bir dereceye kadar çelişmektedir. Bunun lehine olan unsur ise, öldürülen kişilerin başlarının ve bedenlerinin ayrı ayrı gömüldüğüne dair yaygın gelenektir. Üçüncü olarak; üzerinde dikkatle durulması gereken nokta; Aigyptos’un oğullarının ya başlarının ya da gövdelerinin bizzat Lerna bataklığına gömülmüş olmasıdır. Bu hususları göz önünde bulundurarak, Danaid efsanesine ilişkin bugüne kadar öne sürülen bazı açıklamaları inceleyelim. Schwarz’ın teorisine; zaten değinilmişti. Bachofen’in görüşü de bir dereceye kısmen benzerdir; zira o da, mitin bir izahını antik dünyanın ilkel kurumlarında aramaktadır. Ona göre Danaid efsanesi, kadınların kendileri için eş seçme hakkına sahip olduğu ve hoşlarına gitmeyen, aşağılayıcı bir evlilikten kurtulmak için çaresizce her türlü yola başvurabilecekleri bir toplum durumunu yansıtmaktadır. Bachofen, Pausanias’ın Danaidlerin ikinci evlilik yarışmasıyla ilgili anlatımında kendi görüşünün doğruluğunu bulur; bu anlatımda Danaus, taliplerden düğün hediyesi beklememesi gerektiğini, ancak her bir kızın kendi isteğine göre seçim yapması gerektiğini duyurur; ancak daha sonra, taliplerin sayısı az olduğu için, yarışın galip gelenlerinin istedikleri gibi seçim yapmasına izin vermek zorunda kalır. Bachofen’e göre; kadınların seçim yapmasına izin veren bir düzenleme; daha eski olan anaerkil sistemin bir görünümüdür. Taliplerin seçim yapmasına izin verilmiş olması gerçeği ise; kadının erkeğe boyun eğmiş olduğu bir topluma geçişi işaret etmektedir. Bachofen’in, Danaos’un birinci ve ikinci planı arasında yaptığı o ayrım; Pausanias’ın ‘ἡ ἂν ἕkαstos kαtὰ kállos aréskētai’ (Her birinin, güzelliği bakımından beğendiği hangi kız olursa) sözlerinin hatalı bir tercümesine dayanmaktadır. Ayrıca, ileride göreceğimiz gibi, Danaidlerin kuzenleriyle evliliğe zorlandıkları hikâyesinin tamamının, bu kızlara atfedilen suçu bir şekilde açıklamak ya da mazur göstermek isteyen şairlerin ve mitologların uydurduğu bir kurgu olduğuna inanmak için nedenler vardır. Bu itirazları dikkate alarak, Bachofen’inkinden farklı olarak kendine pek çok taraftar bulan bir teoriyi incelemeye alabiliriz. Bu teori; Preller tarafından ‘Griechische Mythologie’ (Yunan Mitolojisi) adlı eserinde öne sürülen; Bernhard tarafından Roscher’in ‘Lexikon’unda (Lügatinde) ‘Danaides’ maddesinde kabul gören; ve Aegyptus (Mısır) iddiasına dair bazı değişikliklerle beraber Meyer ile Wecklein tarafından da benimsenmiş olan açıklamadır. Özetle şöyle:
Danaidler, Argolis’teki pınarların nympheleridir. Bunların arasında en bariz olanı; Lerna’daki daimi pınarın nymphesi olan Amymone idi. Efsanenin Aigyptos’un oğulları diye isimlendirdiği gençler; Argos topraklarındaki akarsular ve nehirlerdiler; ki bunlar yılın yağışlı mevsiminde coşkun seller halini aldıklarından; yerel pınar perilerinin o bıktırıcı talipleri olarak itibar edilebilirlerdi. Yaz mevsimi gelip çattığında ise; bu akarsular, nymphelerinin o hırçın aşıklarının başlarını kesmesi neticesinde; yani pınarların akışını kesip kurutmaları sebebiyle; ya tamamen kurur ya da yataklarında cılız birer su birikintisi haline gelirlerdi. Zira nehirlerin başları , onların menbalarıdır; ve Aegyptus’un oğullarının başlarının Lerna bataklığına gömüldüğüne dair yerel rivayeti de işte bu bakış açısından anlamak icap eder; çünkü Lerna’nın o sulak bölgesi, pınarlar bakımından fevkalade zengin bir mevkidir. Preller’in açıklamasına yönelik bazı itirazları ele alacak olursak; bu teorinin savunucularının, Yunanların ‘baş’ (kafa) kelimesini ‘suyun başı’ (kaynak/pınar) anlamında yaygın bir biçimde kullandıklarını peşinen doğru kabul etmekte haklı olmadıklarını gözlemlemeliyiz. “Kuşkusuz; ‘baş’ (kafa) kelimesinin bu şekildeki kullanımı İngilizcede fevkalade yaygındır; keza Latincede de ‘caput’ kelimesi aynı anlam kaymasıyla beraber kullanılmaktadır. “Lakin ; κεφαλή(baş/kafa) kelimesinin ‘kaynak/pınar’ anlamında yaygın olarak kullandıklarını varsaymalarının haklı bir dayanağı olmadığını belirtmeliyiz. Lügatler, Herodot‘un 4,91. satırından alınan tek bir kesin örnek vermektedir.
- Teαρoῦ ποταμοῦ κεφαλαὶ ὕδωρ ἀριστόν τε καὶ κάλλιστον παρέχονται πάντων ποταμῶν.
- Tearos nehrinin başları (kaynakları/pınarları); bütün nehirlerin en iyi ve en güzel suyunu takdim ederler.
Tarihçi bu sözleri Darius’un bir yazıtından alıntılamaktadır; bu nedenle Abicht, bu pasajla ilgili notunda, κεφαλή kelimesinin bu kendine has kullanımının, hem “kafa” hem de “pınar” anlamına gelen Eski Farsça orijinal kelime olan ”sir”’i temsil etmesinden kaynaklanıyor olabileceğini öne sürmüştür. Macan ise, diğer taraftan; Herodot’un herhangi bir yazıtın lisanını harfiyen nakledip etmediği hususunda şüphe duymaktadır. Otto Jahn ise Preller’in görüşünü desteklemek amacıyla Strabon’dan (8, s. 377) başka bir alıntı daha yapmaktadır.
- Εὐρυσθεὺς μὲν οὖν στρατεύσας εἰς Μαραθῶνα ἐπὶ τοὺς Ἡρακλέους παῖδας καὶ Ἰόλαον βοηθησάντων ᾿Αθηναίων ἱστορεῖται πεσεῖν ἐν τῇ μάχῃ, καὶ τὸ μὲν ἄλλο σῶμα Ταργηττοῖ ταφῆναι, τὴν δὲ κεφαλὴν χωρὶς ἐν Τρικορύνθῳ, ἀποκόψαντος αὐτὴν ᾿Ιολάου περὶ τὴν κρήνην τὴν Maxapiav ὑπὸ dpyagirov: καὶ ὃ τόπος καλεῖται Εὐρυσθέως κεφαλή.
- Netice itibarıyla; Eurystheus’un, Atinalıların yardımıyla Herakles’in çocuklarına ve Iolaos’a karşı Maraton üzerine savaşa çıktığı sırada savaşta öldüğü rivayet edilir; bedeninin geri kalan kısmı Gargettus’a, başı (kafa/κεφαλή) ise ondan ayrı olarak Tricorynthus’a gömülmüştür; zira Iolaos, Macaria pınarının yanı başındaki boğaz yakınlarında onun başını (kafasını/κεφαλὴν) kesmiş ve işte bu sebeple o yere ‘Eurystheus’un Kafası’ (Eurystheos Kephale) adı verilmiştir.
Bu pasaj; şüphesiz ki Preller’in mit üzerine getirdiği açıklamayı daha olası kılmaktadır; özellikle)de bu hadise; mitolojik bir şahsiyetin başının (kafasının) gövdesinden ayrı bir yere, hem de bir pınarın (kaynağın) yakınına gömüldüğünü nakleden bir başka hikâye olması sebebiyle bu kanaati güçlendirir. Fakat; κεφαλή (baş/kafa) kelimesinin halkın günlük konuşma dilinde κρήνη (pınar) veya πηγή (kaynak) manasında serbestçe kullanıldığına dair elimizde henüz bir ispat mevcut değildir; keza antik devir heykeltıraşlarının, bir kaynağın varlığına işaret etmek maksadıyla zaman zaman bir insan kafası figürü kullanmış olmaları da bu yoruma pek bir destek sağlamamaktadır. Apostolides Sophocles’in ‘Bizans Yunancası Lügati; κεφαλή(baş/kafa) kelimesinin ‘pınar’ anlamında kullanıldığına dair tek bir örnek dahi vermez; nitekim bu kelimenin küçültme hali olan ”κεφαλάρι” nin bu şekilde kullanımına ancak modern dönemde rastlanmaktadır. Fakat Klasik Dönem Yunanlılarının κεφαλή (baş/kafa) kelimesini ‘kaynak’ veya ‘pınar’ anlamında yaygınca kullandıklarına dair elimizde bol miktarda delil olsaydı bile; bu durum, Preller’in açıklamasını kesin kılmazdı. Zira, yukarıda da kaydedildiği üzere; Pausanias, katledilen gençlerin bedenlerinin Lerna’ya gömüldüğünü, kafalarının ise Argos’ta kaldığını ifade etmektedir. Pausanias; kafaların kesilmesine bir sebep atfetmektedir; yani Danaidler, işledikleri suçun tamamlandığına dair bir işaret olarak bu kafaları babalarına göstermek istemişlerdir; işte bu durum, kendisinin veya ona bu bilgiyi veren şahsın, yaygın geleneği farklı aktarmasına sebebiyet vermiş olabilir. Bununla birlikte; Pausanias’ın, bu özgün kadim miti, Argoslulardan bizzat duyduğu şekliyle, aslına uygun olarak naklediyor olma olasılığı daima mevcuttur.
Dolayısıyla; Aigyptos’un oğullarının kafalarının yahut bedenlerinin Lerna Bataklığı’na gömüldüğüne dair anlatılan bu hikâye; mitin ‘nehir ve pınar’ teorisinin doğruluğunu ispat etmek amacıyla kullanılamaz. Eski açıklamayı desteklemek amacıyla öne sürülen bir başka kanıt kırıntısı da; kuyuların icadının bizzat Danaos’a veya Danaidler’e bağlanmasıdır — ki eğer bu kızlar hakikaten Argos pınarlarında yaşayan periler olsaydı, bu iddia gayet doğal karşılanırdı. Fakat, öte yandan; faydalı (yararlı) zanaatların (sanatların) bulunuşunu, efsanevi ve özellikle de şehre ismini veren (eponim) şahsiyetlere atfetmekten daha doğal bir şey olamaz; kuyu kazma sanatının burada özel olarak anılması ise; sadece bu işin, susuzluğuyla meşhur Argos’ta ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Yine; Danaidler’in sayısının, tıpkı Nereidler (deniz perileri) gibi elli olması da bazıları tarafından, bu kızların ‘su perisi’ (nymphe) doğasında olduklarına işaret eden bir durum olarak düşünülmüştür. Fakat; Preller’in teorisinin en ateşli savunucusu dahi; ne Thespius’un elli kızının pınar perisi (nymphe) olduklarını, ne de Priamos’un elli oğlunun —tıpkı Aigyptos’un oğulları için iddia ettikleri gibi— nehir veya nehir tanrıları olduklarını ileri sürebilir. Gerçek şu ki, normalden fazla kalabalık aileler tüm milletlerin halk masallarında yer alır ve bu durum su perileri vb. ile ilgili öykülerle sınırlı değildir. Ancak Homeros bu nehri Αἴγυπτος adıyla bilse de, Hesiodos ona Nil adını vermişti ve Danaus’un Mısır’dan geldiğine dair anlatının yagınlık kazandığı dönemde bu ismin (Nil) genel olarak kullanılıyor olması gerekirdi. Nitekim; yukarıda (sayfa 132’de) alıntılanan Danais fragmanında da durum bu şekilde (Nil ismiyle) görülmektedir. Gruppe’nin yorumları ” die agyptische Abstammung des Danaos ldsst sich tiberhaupt nicht tiber Olympias 60 verfolgen” (Danaos’un Mısır soylu olduğu iddiası; 60. Olimpiyat (M.Ö. 540 dolayları) öncesine kadar hiçbir surette takip edilemez.) Eğer bu doğruysa; mitimizdeki Aegyptus şahsiyetini, Mısır’ın o muazzam nehri(Nil) ile özdeşleştirmek için elimizde çok daha az sebep kalmış demektir. Aegyptus’u; yalnızca Mısırlıların eponimi -hatta Danaos’tan bile daha belirsiz bir figür- olarak görmek çok daha doğru olacaktır. Wecklein; Tümpel ile hemfikir olarak, ‘Aigyptos’ kelimesinin en eski Yunancada ‘büyük nehir’ veya ‘okyanus akıntısı’ anlamına geldiğini kabul ederek bu zorluktan kaçınmaktadır. Ancak bu varsayımı destekleyecek pek az kanıt vardır. Hikâyenin tamamında; bizi, Danaidler’i nymphelerden oluşan kız kardeşliği, kuzenlerini ise bir ‘nehir ruhlarından oluşan erkek kardeşliği’ olarak görmeye zorlayan hiçbir detay mevcut değildir. Suç hikâyesinde efsane, ilgili kişilere yalnızca birer insan olarak davranır; biz de onları bu şekilde kabul edebiliriz. Ancak, mitin ilkel formunun; Danaidler’i, insanüstü bir kuvvete ve vahşete sahip, kötücül tabiatlı varlıklar olarak tasvir ettiğine inanmak için bazı dayanaklar mevcuttur.
Mitoloji Sitesi Bir mit