Dionisos

Dionisos “iki kere doğan” manasına gelir. Diğer adı Bakkhos, Roma mitolojisindeki karşılığı ise özgür anlamına gelen Liber’dir. Yunan mitolojisinde, On İki Olimposludan biridir ve şarabın, eğlencenin, çılgınlığın tanrısıdır. Babası tanrıların kralı ölümsüz Zeus, annesi ise Kadmos ve Harmonia’nın çocuğu ve Thebai’nin prensesi fani Semele’dir.

Doğumu

Doğumunun hikayesi şöyledir: Zeus karısı Hera’yı Semele ile aldatmaktadır. Hera, Semele’yi kıskandığı için, yaşlı bir kadın kılığına girerek Semele’nin yanına gider. Zeus’un, bir koca olarak ona tüm gücünü göstermesi gerektiğini Semele’ye söyler ve onu kandırır. Zeus tüm ihtişamıyla Semele’nin karşısına çıktığında saçılan şimşekler Semele’yi yakar ve ölür. Karnındaki çocuk Dionisos, şans eseri bir sarmaşık parçasına tutunarak yaşamayı başarmıştır. Zeus, çocuk ölmesin diye onu uyluğunun içine diker ve daha sonra onu baldırından doğurur. Böylece Dionisos iki kere doğmuş olur ve ismini kazanır. Zeus’un baldırından doğduğu için de annesi bir ölümlü olmasına rağmen, Dionisos bir tanrı olur.

Dionysos Bacchus Caravaggio tablosu

Doğduktan sonra Zeus onu Hermes’e emanet etmiştir. Hermes de çocuğu, Thebai yakınlarındaki Nysa Dağı’na götürerek teyzeleri İno, Agaue ve Autonoe ile Nysa Dağı nimfelerine bırakır. Dionisos, Thebai yakınlarındaki Nysa Dağı’nda, teyzesi İno ile Nysa Dağı nimfeleri olan Agaue ve Autonoe tarafından bakılır ve emzirilir. Bu perilere bu yüzden Nysa Perileri adı verilmiştir. Hera,çocuğun kaçtığını öğrenince öfkelemiştir ve aileyi deliliğe sürükler. Athamas zihninin kararmasıyla oğlu Learchos’u bir geyik sanarak vurup öldürür. İno ise diğer oğluyla kendini denize atar. Zeus, çocuğu Dionisos’u onlardan kurtarmak için onu bir keçi yavrusuna dönüştürür ve kaçırır. Nysa Perileri de, yardımlarından dolayı Hyades yıldızları olarak gökyüzünde onurlandırılırlar. Bir başka inanışa göre Hera, Titanları görevlendirir ve ormanda çocuğu kaçırarak Dionisos’u öldürürler. Vücudunu parçalara ayırırlar. Fakat babaannesi Rhea torununa acıyarak onun parçalarını geri birleştirir. Çocuk da yeniden doğmuş olur: “İki kere doğan” adını buradan almış olabileceği düşünülmektedir.

Dionisos’un eğitimini, akıl hocası Silenos üstlenmiştir. Silenos, bilge ve yaşlı bir satirdir (ayrıca yaşlı satirlere genel olarak Silenos adı verilirdi). Dionisos, adını da vermiş olduğu Nysa Dağı’nda (Dio-Nysos), Silenos ile birlikte şarabı icat eder. Şarap; üzüm suyunun fermente edilip çok daha canlı, keyif veren bir hâle getirilen şekliydi.

Tanrı büyüdüğünde Silenos, satirler ve nimfelerden oluşan coşkulu alayıyla dünyayı dolaşmaya başlar. Rivayete göre Hera, dünyayı gezme fikrini Dionisos’un zihnine sokarak onu delirtmiş ve bir gezgin gibi diyarları dolaşmaya mahkum etmiştir.

Dionisos’un Dünya Seyahati

Yaygın inanışa göre, Dionisos ilk önce Mısır diyarına gider ve orayı dolaşır. Mısır kralı Proteus onu sevgiyle karşılayıp ağırlar. Dionisos, Mısır’a üzümü ve şarabı tanıtır. Bu anlatı, Mısır tanrısı Osiris ile Dionisos’un ilişkisini oluşturmak için kurgulanmış olabilir. Daha sonra Suriye topraklarını dolaşır. Fakat Şam, Dionisos’un keşfettiğine inanılan üzüm asmasının getirilmesine karşıdır. Dionisos öfkelenerek kralı cezalandırır. Bu miti daha sonra irdeleyeceğiz.

Suriye’den sonra nereye gittiği konusunda fikir ayrılıkları olsa da antik yazar Apollodorus Şam’dan sonra Frigya topraklarına gittiğini söyler. Orada, Toprak Ana Kibele -Yunan mitolojisindeki karşılığı Rhea denilebilir- tarafından, Hera’nın onu lanetlediği delilikten arındırılır ve ondan dersler almaya ve Hayat hakkındaki gizemleri öğrenmeye başlar. Bilinmelidir ki, bu anlatının da Kibele ile Rhea’nın ilişkisini açıklamak amacıyla şekillendirilmiş olması muhtemeldir.

Dionisos Hindistan Seferi

Dionisos ve tebaası

Frigya gezisinden sonra Asya seferine çıktığı söylenir. Şüphesiz ki bu, Dionisos’un dünya gezilerinin en ünlüsüdür. Doğu’yla bu kadar ilişkili başka bir Olimposlu yoktur. Dionisos’un hayatını anlatan epik şiir Dionysiaka’ ya göre Zeus, Hindistan’ın dinsiz yerel halkına savaş açması için Dionisos’u görevlendirmiştir. Olayı Dionysiaka yazarı Nonnos şöyle anlatır:

“Şimdi şarap tanrısı, Frigya ovalarından ayrıldı ve Asya topraklarına giriş yaptı. Kendi meyvelerini sunduğu bütün insanlar orada toplandı, onun ayinlerini kabul ettiler. Danslarına uydular; ölümsüz Dionisos’a, barışın sakinliğini kan dökmeden kazanabilmek için boyun eğiyorlardı. Bacchos’un boynuzlu sahibi işte bu kadar yüceydi, yanlarında, savaş için kuşanmış Bacchalı kadınlar da bulunuyordu. Lyaios nöbetini tuttu; bütün gece cennetin gökleri gürledi, yıldızlar arasında ateşli çizikler kıvılcımlanıyordu. Rheia o zaman Hintlilere karşı dökülecek kanı öngörmüştü.”

Dionisos ve Batı ile Doğu

Dionisos, Hindistan seferi boyunca genellikle sıcak bir karşılama görmedi. Onları ziyaret ettiğinde şarabı reddetip ona savaş açan Blemys, Orontes ve Oruandes gibi birçok yerel önder vardı. Fakat satirler, nimfeler ve Bakkhos kadınlarından (Maenadlardan) oluşan alayı ve ordusuyla düşmanlarını yenilgiye uğrattı. Gittiği yerlerde halklara şarabı ve üzümü tanıttı, ritüellerini ve tanrısal kültünü öğreterek kendi kültürünü yaydı. Onlara toplumsal düzeni gösterdi ve çeşitli yerleşimler kurdu. Dionisos, bu Asya seferiyle yüzyıllar boyu medenileştirdiği bölgedeki halkları ve coğrafyayı derinden etkilemiş, adına sütunlar ile anıtlar dikilmiştir.

Burada anlatılanlar tabii ki Nonnos’un Dionysiaka adlı eserinde aktarıldığı gibidir. Ancak Antik Yunan kaynaklarının gezilen halkları; medeniyetten, toplumsal düzenden, üzümden ve şaraptan bihaber olarak aktarılması Grek merkezli bakış açısının bir kurgusudur. Tarihsel ve arkeolojik verilere göre bu halklar; üzümü biliyorlar, bağcılıkla uğraşıyorlar, kent kültürüne sahipler ve şarap üretiyorlardı. Bu sebeple Dionisos’un Asya seferi, gelişmiş medeniyetten barbarlara medeniyet götürme seferi değil. Daha çok Doğu kökenli tanrısal ögelerin Yunan mitolojisine entegre edilmesi ve Doğu ile Batı arasındaki üzüm, şarap, bağcılık kültürlerinin tek bir tanrı figüründe birleşmesidir. Yani burada gözlenen durum, kültür alışverişidir. Nitekim Dionisos’un bu birleştirici ve kültürler arasındaki köprü rolü; yüzyıllar sonra tanrının izini takip ederek Hindistan’a sefer düzenleyen Büyük İskender’in Doğu ile Batı kültürlerini sentezleme politikasıyla tarihsel bir gerçekliğe dönüşmüştür.

Trakya ve Kral Lykurgos

Dionisos Asya’yı fethettikten sonra Batı’ya geri döner ve Trakya’ya gider. Amacı Trakya halkına şarabı ve üzümü tanıtmaktır. Fakat Edonların kralı ve Dryas’ın oğlu olan Lykourgos karşısında büyük bir engeldir. Lykurgos, Dryas’ın oğlu ve Edonların kralıdır. Kral, Dionisos’un ayinlerini ve şarap kültünü tamamen yasaklar. Tanrıya tabi olan Bakkhos kadınları (Maenadlar) ile satirleri zindana attırır.

Dionisos, Lykurgos’un gazabından kaçmak için kendini denize atmış ve deniz tanrıçası Thetis’e sığınmıştır. Şair Stesichorus’un anlatısına göre Dionisos, gördüğü misafirperverliğin karşılığı olarak Thetis’e Hephaistos yapımı altın bir amfora hediye eder. Thetis de bu kıymetli hediyeyi oğlu Akhilleus’a verir. Daha sonra kraldan intikam almak isteyen Dionisos, Trakya’nın topraklarını lanetleyerek hiç meyve vermemesini sağlar. Bununla da kalmayıp kralın zihnini delilikle karartır. Lykourgos, asma ağacından o kadar çok nefret etmeye başlar ki baltasıyla kendi oğlu Dryas’ı bir üzüm asması zannederek katleder. Hyginus ve Porphyrio’ya göre ise kral, kendi bacaklarının asma dallarına dönüştüğünü sanarak bacaklarını baltayla keser ve ancak kanlar içinde kaldığında gerçeği fark eder. Her iki varyasyonda da Lykourgos halkı tarafından kurban edilip cezalandırılmadan Trakya toprakları eski bereketine kavuşmaz.

Dionisos ve Argos

Dionisos, yeryüzü gezintileri sırasında Ege Adaları’nda dolaşırken Naksos Adası’na gelir. Burada, Theseus tarafından terk edilen Girit Prensesi Ariadne’yi kıyıda uyurken bulmuştur. Ona aşık olarak birlikte evlenirler. Ardından eşi Ariadne ve Bakkha kadınlarından (Maenadlardan) oluşan ordusuyla Argos kentine doğru yola çıkar. Ancak Perseus, Dionisos’un şehre girmesini engeller; Argos halkı Dionisos’a saygı göstermez ve savaş başlar. Perseus, savaş meydanında Dionisos’u hedef alarak fırlattığı mızrağıyla yanlışlıkla Ariadne’yi vurur ve prenses hayatını kaybeder. Bunun üzerine Dionisos, gazaba gelerek Argos kadınlarını delirtir. Şehri deliliğe sürükler. Parantez açmak gerekirse kronolojik olarak Perseus, Theseus’tan daha önceki bir kuşakta yer alır ve bu iki kahraman bir araya gelmez ancak anlatılarda Ariadne’nin Dionisos tarafından ölümsüz kılınması veya farklı bölge geleneklerinin harmanlanması sebebiyle Ariadne, Perseus ile Dionisos’un bu savaşında tarihsel zamanı aşar ve hem Theseus’u hem Perseus’u gören bir figür olarak karşımıza çıkar.

Gezgin Pausanias’a göre Argos’taki Hera tapınağının önündeki kadın mezarı, Dionisos’la beraber seferde olan Maenad Khorea’nındır. Perseus’un savaşı kazandıktan sonra birçok Bakkhalı kadını kılıçtan geçirdiğini şöyle aktarır

“Argos’taki Hera tapınağının önünde bir kadın mezarı var. Ege Adaları’ndan Dionysos’a savaşta yardım etmek için gelen bu kadınlar, Perseus komutasındaki Argivlere karşı yapılan bir savaşta öldürüldüler; bu nedenle Haliai (Deniz Kadınları) lakabını almışlardır.”

Ariadne’nin anlatısına dair farklı varyasyonlar da vardır. Yaygın anlatıda, Minotor’u öldüren Theseus ile birlikte Atina’ya dönerlerken Theseus onu Naksos Adası’nda uykuda bırakmıştır. Dionisos da onu orada bularak kurtarmıştır. Naksosluların yerel anlatısına göre ise tarihte iki farklı Ariadne vardır. Theseus’un terk ettiği ölümlü prenses ile Dionisos’un evlendiği ve ölümsüzleştirdiği tanrısal Ariadne birbirinden farklı kişilerdir.

Yeraltı Dünyasına Yolculuk

Dionisos, seferlerinden sonra, kendisi doğarken ölen annesini (bazılarına göre eşi Ariadne’yi de) kurtarmak için Yeraltı Dünyasına indi. Onunla kendi ölümsüzlüğünü paylaştı çünkü annesi bir faniydi. İsmi Thyone olarak değişti ve Hades‘in diyarından onu kurtardı.

Argolica‘nın yazarı Telesarkhos, bu Katabasis anlatısını Corona takımyıldızının göğe yerleştirilmesiyle bağlayıp şöyle demiştir: Dionisos, Semele’yi kurtarmak üzere Argos topraklarına ulaşıp yeraltına geçebilmek için bir yol ararken, bölgenin yerlilerinden Hypolipnus (Prosymnos) ile karşılaştı. Hypolipnus, kendi koşulunun kabul edilmesi şartıyla tanrıya Yeraltı Dünyası’nın gizli kapısını göstereceğini söyler. Dionisos, annesini yeniden görme arzusuyla bu teklifi kabul eder. Ancak tanrı, Yeraltı Dünyası’na inmeden önce Afrodit’ten hediye olarak aldığı görkemli tacı dışarıda bırakır. Afrodit, daha sonra “Stephanos” (Taç) diye adlandırılan bu yerde, bir tanrının kutsal ve ölümsüz armağanının ölüm diyarı ve ölülerle temas edip kirlenmesini istemez. Tacı geri almak istememiştir. Dionisos, annesini sağ salim gün ışığına çıkardıktan sonra bu kutsal tacı, kutlu bir hatıra olarak sonsuza dek parıldaması için gökyüzündeki yıldızların arasına yerleştirir.

Olimpos’a Yükseliş

Annesi Semele’yi yeraltından kurtardıktan sonradır ki Dionisos, bir tanrı mertebesine ulaşabilmiştir. Yeryüzündeki bütün gezintilerini tamamlamıştır ve Yunanistan’a neredeyse bir yabancı olarak geri dönmüştür. Gittiği yerlerde bazen hoşnutlukla karşılanmıştır, bazen de insanları ona saygı göstermeye zorlamıştır ve birçok mucize göstermiştir. İnsanlar onun adına bir sürü anıt ve sunak inşa etmiş ve onu Olimposlu olarak görmeye başlamışlardır.

Ayrıca Dionisos, Hephaestos’un da göğe çıkmasını sağlamıştır. Yunan efsanelerinden birinde tanrıça Hera, oğlu Hephaestos’u doğurunca çok çirkin olduğunu görüp Olimpos’tan aşağı atar. Hephaestos büyüdüğünde intikam almak için görünmez zincirlerle kaplı altın bir sandalye yapar ve Hera’ya hediye eder. Hera sandalyeye oturduğu gibi zincirlenmiştir. Hephaestos’a ne kadar yalvarılmış olsa da hiçbir tanrı onu zincirleri çözmesi için ikna edememiştir. Sadece, en çok güvendiği Dionisos onu sarhoş edip Hera’yı kurtarır. Ve sonra Hephaestos da Dionisos ile beraber göğe yükselirler, artık ikisi de birer Olimposludur.

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın