Danaid Efsanesi Üzerine Bir İnceleme 5

CAMPBELL BONNER

Bu yazıda Campbell Bonner’ın Danaid Efsanesi üzerine yaptığı çalışmayı inceleyeceğiz. Bu metinde bütün bir makaleyi tek yazıya yazmak uzun ve yorucu gözükeceği için bölüm bölüm yayınlanması daha bize daha mantıklı gelmiştir bölüm bölüm olma nedeni budur. Parçanın aslında bu durum yoktur.

Bu çalışmayı oluşturan Danaos incelemesinin yazarı Campbell Bonner (1876–1954), 20. yüzyıl Amerikan klasik filoloji geleneğinin saygın isimlerindendir. Lisans eğitimini Vanderbilt Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra, doktora derecesini 1900 yılında Harvard Üniversitesi’nden almıştır. Akademik kariyerinin neredeyse tamamını Michigan Üniversitesi Klasik Çalışmalar Bölümü’nde geçirmiş ve uzun yıllar bu bölüme başkanlık etmiştir.

V

Preller’in Danaid mitine dair getirdiği açıklamanın, Argos topraklarının doğal özellikleriyle doğrudan bir bağı olması durumu; bu teorinin bilginler nezdinde itibarını korumaya devam etmesinde büyük pay sahibi olmuştur. Eğer; dünyanın diğer bölgelerinde benzer türden mitlerin mevcut olduğu gösterilebilirse; artık yerel şartlara dayalı bir yoruma bağlı kalmak mümkün olmayacaktır. Hâlihazırda; lisan ve örf-âdet bakımından birbirinden oldukça farklı olan halklar arasında yaygın olan bir halk hikâyeleri grubu mevcuttur ki; bunlar birbiriyle kıyas edildiklerinde şaşırtıcı derecede benzerlik göstermektedirler ve Danaid mitiyle de bazı ortak noktalara sahiptirler. Bu tür halk hikâyelerinden hareketle; Danaid mitinin, mitografların ve şairlerin kurgularıyla süslenip dönüştürülmeden evvel; erken dönem Yunanlılar arasında anlatılan o ilkel formunu muhtemelen yeniden inşa edebiliriz. Bahsettiğim bu halk masalları; on dokuzuncu asırda bile Avrupa’nın o kadar çok milletinde yaygındı ki; bu hikâyenin, Kafkaslar’dan İzlanda’ya kadar cüzi miktarda değişen versiyonlarla bilindiğini söylemek pek de abartı sayılmaz. Efsanenin çoğu versiyonunda ortak olan özellikler, aşağıdaki özetten çıkarılabilir:

Bir grup erkek kardeş; gece vakti bir ormanda dolaşırken yollarını kaybeder ve yaşlı bir kadın ile kızlarının yaşadığı bir kulübeye yahut mağaraya sığınırlar. Bu kızların sayısı, her daim erkek kardeşlerin sayısına eşittir. Bazı rivayetlerde, bu kadınların simalarının onların vahşi ve canavarca tabiatlarına işaret ettiği anlatılır. Lakin, her hâlükârda; genç adamları misafirperverlik maskesi altında kabul ettiler ve kız kardeşlerin her biri, geceyi misafirlerden biriyle geçirdi. İçlerinde en akıllı olan en küçük kardeş ise bir ihanet tasarlandığından şüphelenmiş ve hem kendisini hem de kardeşlerini kurtarmak amacıyla bir hileye başvurmuştur. “Bu hile; hikâyenin çeşitli versiyonlarında farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bu hile,genellikle ; kızların keplerinin genç adamların giydiği şapkalarla değiştirilmesinden, yahut kızlar uykuya daldıktan sonra saçlarının kısa kesilmesinden ya da yataklardaki pozisyonların kaydırılmasından ibarettir. Hikâyenin devamına gelince; herkes uykuda göründüğünde, yaşlı kadın genç adamları katletmek için elinde devasa bir bıçakla içeri girmiş; fakat karanlık yüzünden hileyi fark edemeyip, kendi öz kızlarının kafalarını kesmiş ve bu hatasını ancak şafak söktüğünde ve genç adamlar çoktan kaçıp gittiğinde keşfetmiştir.

Bu özette imâ edilen varyasyonların yanı sıra; diğer başka detaylara da kısaca değinmek yerinde olacaktır. Hikâyelerin birinde ise gençlerin babası, bu macerada onlara eşlik etmektedir ve hile fikrini bizzat o teklif etmektedir. Bir başka rivayet; en küçük kardeşin, mucizevi bir surette insan kelamıyla donatılmış bir at tarafından uyarıldığını anlatır; bir başka bir rivayet, bu dostane uyarının; dev anası ve kızları tarafından esir tutulan genç kızdan geldiğini söyler. Bu kaba hikâyeyi; genç dinleyiciler için uygun bir hale uydurmak amacıyla, başka değişiklikler de yapılmıştır. Böylelikle bazı masallar, genç adamların odanın bir tarafındaki yatakları, cadının kızlarının ise diğer tarafındakileri işgal ettiğini anlatırken; bazı versiyonlar ise, ilgili şahısları küçük çocuklar olarak tasvir ederek o gayriahlaki unsuru ortadan kaldırmıştır —mesela, Fransızca bir kaynaktan türediği söylenen İngiliz çocuk masalı Hop-o’-my-Thumb (Parmak Çocuk) örneğinde olduğu gibi. Hatta; yollarını kaybeden gezginler ile onları ağırlayan kişileri aynı cinsten olarak tasvir eden hikâyeler bile mevcuttur. Bu hikâyelerin hemen hepsinde; genç oğulların kaçışı anlatıldıktan sonra, hikâyeye başka hadiseler eklenmekte ve anlatı belli bir miktarda genişletilerek uzatılmaktadır. Ancak hikayenin özü, yukarıda verildiği gibi aynı kalmaktadır. Diğer varyasyonlar ve genişletmeler herhangi bir açıklama yapmaksızın ihmal edilebilir.

Şimdi bu hikâyelerin, Danaid mitiyle ortak olan bazı özelliklerini inceleyelim. Aigyptos’un oğullarının sayısı elliydi; aynı şekilde Danaidlerin (Danaos’un kızlarının) sayısı da elliydi. Bazı halk hikâyelerinde; erkek kardeşlerin ve cadının kızlarının sayısı, her zamanki miktardan çok daha fazladır. Aigyptos’un oğulları, taze gelinleri tarafından uykularında katledilmişlerdi; halk hikâyelerinde ise ev sahibi cadı, misafirleri ölüme sürüklemek için öz kızlarını bir araç olarak kullanmaktadır. Cinsel münasebet her iki vakada da mevcuttur; Danaid mitinde bu evlilik niteliği taşırken, bazı halk masallarında üstü örtülmüş, diğerlerinde ise hiçbir şekilde gizlenmemiştir. Danaidler hikâyesinde; Danaos, cinayetin azmettiricisi olarak görünürken; halk hikâyelerinde ise —rivayetler farklı olsa da— kızların babası yahut annesi bu fiili tasarlamakta ve yürütmektedir. Her iki vakada da katil yöntemi kafa kesmedir —ki bu ölüm şekli, eğer halk bilimindeki meydana gelme sıklığına bakarak hükmedecek olursak; ilkel halkların hayal gücü üzerinde kendine has bir yeri vardır.

Danaidler hikâyesi ile bu modern halk masalları arasındaki asli fark; halk masallarında erkek kardeşlerin hepsinin firar etmesinden ibarettir. Danaidler mitinde; Lynkeus, Hypermnestra’nın sevgisini kazanarak firar eder lakin kardeşlerini kurtarmaya gücü yetmez; halk hikâyelerinde ise, en küçük kardeşin kurnazca hilesi devreye sokulur ve böylelikle kızlar öldürülürken, oğlanların tamamı kurtarılır. Gelgelelim; yukarıda atıfta bulunulan bir versiyonda —İzlanda hikâyesinde— Hypermnestra’ya karşılık düşen bir şahsiyet mevcuttur; yani ziyaretçileri bekleyen tehlike konusunda onları uyaran esir bakire. Laistner’ın şu tahmini de kuvvetle muhtemeldir ki; bu sınıfa dahil olan daha kadim hikâyeler, genç adamların o hain ev sahibinin kızlarından biri tarafından kurtarıldığını tasvir etmekteydi. Hatta; cadının kızlarının ölümü bile, Danaidler hakkındaki bazı anlatılarda karşılık gelen bir geleneğe sahiptir. Zira bazı yazarlar bize Danaidlerin, Aigyptos’un oğullarını katlettikten sonra yeniden evlendiklerini söyleseler de; Euripides’in Hekabe (886. dize) şerhçisinin, Lynkeus’un Hypermnestra hariç tüm Danaidleri katlederek kardeşlerinin intikamını aldığını belirten ifadesinde, antik efsaneye dair çok daha güvenilir bir kaynak olduğuna inanmak için pek çok sebep vardır.

Danaid mitinin yukarıda tartışılan halk masallarıyla olan alakası; o kaba ve ilkel hikâyenin pek çok özelliğini yumuşatan daha sonraki anlatılar tarafından gölgelenmiştir. Böylelikle; Danaidlerin işlediği cinayet, kuzenleri (Aigyptos’un oğulları) tarafından hem kendilerine hem de babalarına yapılan zulüm vasıtasıyla hafifletilmiştir. Ne var ki; kaynaklarımız, bu kavganın haklılığı ve haksızlığı konusundaki beyanlarında o denli çelişkilidirler ki; bu iki aile arasındaki husumeti açıklamaya yönelik tüm çabaları, sonradan türeme uydurmalar olarak sayıp güvenle reddedebiliriz. İlkel mitte; elli kadının işlediği cinayet, halk masallarındaki cadının katliam planı kadar az bir haklılık payına sahipti. Bundan dolayı; Danaidlerin ikinci evliliklerine dair hikâyeye aşina olan Pausanias dahi; buna rağmen onlardan ‘kana bulanmış suçlular’ olarak bahsetmektedir. Bu sebeple; bazı mitograflar Danaidler için bir arınma merasimi icat etmeyi gerekli görmüşler; diğerleri ise Danaos’un, işlenen cinayetteki payı sebebiyle mahkeme önüne çıkarıldığını anlatmışlardır. Danaidlere yer altında (Hades’te) özel bir cezanın takdir edildiğine dair hikâye; onların işlediği fiilin dinsizce ve mazur görülemez bir katliam olduğuna dair yaygın bir halk anlayışına dayanmaktadır. Danaidlere görünüş ve karakter bakımından Amazonvari bir sertlik, hatta vahşilik atfedildiğini, yukarıda alıntılanan Danais’in bir fragmanından ve onlara atıfta bulunan Melanippides’in şu aşağıdaki fragmanından anlaşılabilir:

  • oὐ (παρθένων) φόρευν μopφa (ev) εἶδος,
  • οὐδὲ τὰν αὐτὰν γυναικείαν ἔχον,
  • ἀλλ᾽ ἐν ἁρμάτεσσι διφρούχοις ἐγυμνάζοντ᾽ ἀν᾽ εὐήλι᾽ ἄλσεα πολλάκι θήραισιν φρένα τερπόμεναι,
  • <<πολλάκι δ᾽>> ἱερόδακρον λίβανον εὐώδεις τε φοίνικας
  • κασίαν τε ματεῦσαι, τέρενα Σύρια σπέρματα.
  • O kızlar ne bir suret ne de alışıldık bir kadın formu taşırlardı; aksine, iki tekerlekli savaş arabaları üzerinde, güneşli ormanlarda sık sık talim eder, avlanarak ruhlarını şenlendirirlerdi; ve kutsal gözyaşı gibi günlük ağacı, hoş kokulu hurmalar, tarçın ve Suriye baharatları peşinde koşarlardı.

Bu makalenin birinci bölümünde; Hypermnestra’yı, Lynkeus’un canını bağışlamaya sevk iten sebeplerin anlatımındaki dikkate değer farklılığa dikkat çekilmişti. “Bu farklılık hakkında; tıpkı Danaos ile Aigyptos arasındaki düşmanlığı çeşitli sebepleri için geçerli olduğu üzere, şunu söylemek kâfidir: İlkel efsane bu soruyu asla ortaya atmamıştı. Bundan dolayı; rivayetteki bu tutarsızlık, sadece ve sadece, Hypermnestra’nın bu eylemini izah etmeye çalışan sonraki anlatıcıların, birbirinden farklı gerekçelere takılıp kalmalarından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte; Lynkeus ve Hypermnestra hikâyesinde cinsel ilişkiye yüklenen vurgu, muhtemelen anlamlıdır. Halk bilimi araştırmacıları; halk masallarında ve batıl inançlarda boy gösteren dişi canavarlar ile ifritlerde, kan dökücülük ile şehvete düşkünlük vasıflarının sıklıkla birleştiğini gözlemlemişlerdir. Bu ilintilerin izleri; geçen sayfalarda Danaid mitiyle mukayese edilen hikâyelerin bazılarında açıkça görülmekteydi. Bu tür tasavvurların, antik Yunan folkloruna yabancı olmadığına dair yeterli derecede kanıt mevcuttur. Bu bağlamda anılmaya değer olan; Philostratus’un Apollonius’un Hayatı eserindeki, Empusa diye adlandırılan kötücül ifritlerin şu şekilde karakterize edildiği farklı bir hikâyedir.

  • ἐρῶσι δ᾽ αὗται καὶ ἀφροδισίων μέν, σαρκῶν δὲ μάλιστα ἀνθρωπείων ἐρῶσι καὶ παλεύουσι τοῖς ἀφροδισίos ots ἂν ἐθέλωσι δαίσασθαι.
  • Zira bunlar; hem şehvete hem de bilhassa insan etine karşı arzu duyarlar; ve yiyip bitirmek istedikleri kimseleri, cinsi cazibeleri vasıtasıyla tuzağa düşürürler.

Bu sınıfa giren hikâyelerin muhtemelen en bariz misali; Eustathius’un (İlyada şerhi 10, 531’de), o meşhur atasözünü izah ederken verdiği şu kıssadır:

  • Διομήδεια (or Διομήδειος) ἀνάγκη“. καίτοι τινὲς τὴν τοιαύτην παροιμίαν ἀπὸ τοῦ Θρᾳκὸς Διομήδους φασὶν ἐκπεσεῖν, ὃς ἠνάγκαζε τοὺς ξένους αἰσχραῖς οὔσαις ταῖς αὐτοῦ θυγατράσι μίγνυσθαι, ἃς καὶ ἵππους ὁ παλαιὸς λόγος ἀλληγορεῖ.
  • εἶτα καὶ ἀνήρει τοὺς μὴ ἐθέλοντας γαμβροὺς ὁ αὐτὸς πενθερὸς, γαμβροκτόνος ὧν καὶ αὐτὸς κατὰ τὸν Οἰνόμαον.
  • Diomedeia (veya Diomedeios) Ananke’ (Diomedes Mecburiyeti). Nitekim bazıları; bu atasözünün, yabancıları kendi çirkin kızlarıyla cinsel ilişkiye girmeye zorlayan Trakyalı Diomedes’ten çıktığını söylerler; ki kadim eski anlatı, bu kızları ‘kısraklar’ olarak allegorize etmektedir.
  • Dahası; evlenmeye yanaşmayan damat adaylarını da bizzat o kayınpeder (Diomedes) katlederdi; tıpkı Oinomaos gibi o da bizzat bir ‘damat katili’ idi.

Benzer düşünceler; Herakles’in, Thespius’un elli kızıyla olan ilişkisine dair anlatının alt yapısını oluşturuyor olabilir.

Şimdi; bildiğimiz kadarıyla, ne Diomedes’in kızlarının ne de Thespius’un kızlarının hikâyeleri, hiçbir zaman edebi bir işleme konu edilmemişlerdir. Eğer bu, Danaid efsanesi için de geçerli olsaydı, o hikâyeler kadar kaba bir versiyonda günümüze kadar ulaşmış olabilirdi. Danaidler, zulme uğramış kahramanlar olarak tasvir edilmek yerine; zalim ve şehvetli canavarlar olarak görüneceklerdi; ve Lynkeus’un kurtuluşuna dair anlatı da, Alman mitolojik kahramanı Wolfdietrich’in bir hikâyesiyle tam bir paralellik arz edecekti: Wolfdietrich, geceyi geçirdiği şatoda, sihirbazın kızının yılışmalarına direnerek, o sihirbazın ölümcül planlarını boşa çıkarmıştı. Kabul etmek gerekir ki; Danaid hikâyesinin Parmak Çocuk tipi halk masallarıyla olan bağı ispat edilmiş olsa dahi; henüz bu mitin tam bir yorumuna—yani, onun kökeninin izahına— ulaşmış değiliz. Bu tür hikâyelerin ortaya çıkışını ve bu denli geniş bir sahaya yayılmasını izah etmek; güçtür, hatta belki de imkânsızdır. Böylesine geniş bir coğrafyaya yayılma; bir edebi geleneğin sonucu olarak pek izah edilemez; zira bu anlatıların çoğunun taşıdığı o yontulmamış karakter, bu türden bir varsayıma engel teşkil etmektedir. Yine; bu formüldeki hikâyelerin ilk örneğinin, çoğu Avrupa milletinin kendisinden türediği varsayılan o ilkel ırkın folkloruna ait olduğu ve bu sebeple de; sonraki nesillere hafifçe değişen ama özünde birbirine benzeyen formlarda miras kaldığı iddia edilebilir. Lakin; bu hikâye yalnızca Hint-Avrupa halklarıyla sınırlı değildir; zira bu anlatının bir versiyonuna, muhtemelen Ural-Altay soyundan gelen Kafkasya Avarları arasında ve aynı şekilde menşei meçhul olsa da muhtemelen Hint-Avrupalı olmayan Basklar arasında da rastlanmaktadır. Şüphesiz ki; bir kavmin halk masallarının, bilhassa komşu olan bir başkasına aktarılması; bu iki kavim ırk, dil ve örf bakımından birbirinden farklı olsalar dahi mümkündür. Yine de; bahsi geçen formdaki halk masallarının bu denli geniş bir sahaya yayılmış olması göz önüne alındığında; bu hikâyelerin birbirine ve tamamının Danaid mitine olan benzerliğinin —şayet Profesör Gardner’ın tabirini kullanmama müsaade edilirse— ‘Mit-yaratıcı içgüdünün paralel işleyişlerinin’ bir neticesi olduğunu kabul etmeye mecbur kalırız. “Böylelikle nihayetinde; meseleyi antropologlara ve psikologlara havale ediyor ve şayet yapabiliyorlarsa; ilkel insanın hayal gücünün, dağların ve ormanların ıssızlığını neden kan içici canavarlarla doldurduğunu ve birbirine bu denli uzak kavimler arasında bu varlıklar üzerine anlatılan hikâyelerin neden böylesine hayret verici benzerlikler gösterdiğini izah etmeyi onlara bırakıyoruz.

Benzer Yazılar

  • On İki Olimposlu

    Yunan panteonunun zirvesinde yer alan Olimposlular, esas olarak üçüncü ve dördüncü nesil ölümsüz varlıklardan oluşan ve Yunan dini sisteminin merkezinde yer alan ana tanrı ırkıdır. Adlarını, ikametgahları ve iktidar merkezleri olarak kabul edilen heybetli Olimpos Dağı’nın bulutlarla kaplı zirvesinden alırlar. Olimposluların panteondaki mutlak hakimiyeti bir tesadüf değil, Titonomakhi olarak bilinen ve on yıl süren kozmik…

  • Dionisos

    Dionisos “iki kere doğan” manasına gelir. Diğer adı Bakkhos, Roma mitolojisindeki karşılığı ise özgür anlamına gelen Liber’dir. Yunan mitolojisinde, On İki Olimposludan biridir ve şarabın, eğlencenin, çılgınlığın tanrısıdır. Babası tanrıların kralı ölümsüz Zeus, annesi ise Kadmos ve Harmonia’nın çocuğu ve Thebai’nin prensesi fani Semele’dir. Doğumu Doğumunun hikayesi şöyledir: Zeus karısı Hera’yı Semele ile aldatmaktadır. Hera,…

  • Kikloplar Nasıl Doğdu?

    Mitoloji insanların açıklayamadığı, anlamlandıramadığı doğaüstü gördükleri olayları veya bilmedikleri, görmedikleri yerleri efsaneleştirerek anlamlandırma çabasıyla oluşur. Bu makalede Kiklopların da bu şekilde bir anlamlandırma çabasıyla yanlış yorumlanan bir olay mı yoksa gerçekten varolmuş insan yiyen tek gözlü devler mi olduklarına bakacağız. Bunlara bakarken öncelikle Kikloplar hakkındaki genel yargılara devamında Yunan mitolojisindeki yerlerine en sonda ise nasıl…

  • Danaid Efsanesi Üzerine Bir İnceleme 3

    CAMPBELL BONNER Bu yazıda Campbell Bonner’ın Danaid Efsanesi üzerine yaptığı çalışmayı inceleyeceğiz. Bu metinde bütün bir makaleyi tek yazıya yazmak uzun ve yorucu gözükeceği için bölüm bölüm yayınlanması daha bize daha mantıklı gelmiştir bölüm bölüm olma nedeni budur. Parçanın aslında bu durum yoktur. Bu çalışmayı oluşturan Danaos incelemesinin yazarı Campbell Bonner (1876–1954), 20. yüzyıl Amerikan…

  • Danaid Efsanesi Üzerine Bir İnceleme 4

    CAMPBELL BONNER Bu yazıda Campbell Bonner’ın Danaid Efsanesi üzerine yaptığı çalışmayı inceleyeceğiz. Bu metinde bütün bir makaleyi tek yazıya yazmak uzun ve yorucu gözükeceği için bölüm bölüm yayınlanması daha bize daha mantıklı gelmiştir bölüm bölüm olma nedeni budur. Parçanın aslında bu durum yoktur. Bu çalışmayı oluşturan Danaos incelemesinin yazarı Campbell Bonner (1876–1954), 20. yüzyıl Amerikan…

Bir yanıt yazın