Odysseus, Antik Yunan mitolojisinin en ünlü ve insani kahramanlarından biri olup gücü yerine zekasıyla öne çıkar. Homeros’un ünlü destanları İlyada ve Odysseia’daki hikayeleriyle tanınır Odysseus. O İthaka kralı, 10 yıl süren Truva Savaşı’nı tahtadan bir atla bitiren ve eve dönüş yolculuğunda birçok engeli atlatmış, zeki kahramandır. Zekanın kas gücüne kafa tuttuğu Odysseus anlatısı, binlerce yıldır hikayelerde yerini alır.
Homeros’a göre Odysseus’un babası Laertes’ti. Fakat farklı kaynaklar, gerçek babasının Sisyphos olduğunu ve Laertes’in Odysseus’u ondan aldığını söyler. Laertes Kefalonyalıların kralıdır. Hükmü, İthaka’ya ve çevresindeki İyon Adaları’na kadar uzanıyordu. Annesi Antikleia’nın soyu ise habercilik ve kurnazlık tanrısı Hermes’e kadar uzanır. Antikleia, Hermes’in oğlu olan ve hırsızların şahı olarak bilinen Autolykos’un kızıdır. Yani Odysseus’un iki tarafında da kurnazlık vardır. Odysseus’un ayrıca Ktimene adında bir kız kardeşi vardır. Ktimene, daha sonra Truva’da Odysseus’un yanında savaşacak olan Eurylokhos ile evlidir.
Odysseus’un Gençliği
Homeros, Odysseus’u”polytropos” olarak tanımlar. Yunanca poly “çok”, tropos ise “yön” manasına gelir. Çok yönlü ve kurnaz anlamına gelen sıfat Odysseus’la özdeşleşmiştir. Odysseus bu “kurnazlığını” siyasi arenada ilk kez Tyndareos yemini olayında göstermiştir. Tyndareos yemini olayı için önce kısaca Tyndareos’u tanıyalım.
Sparta kralı Tyndareos, Aetolia prensesi Leda ile evliydi ve Sparta’nın kralıydı. Ancak erkek kardeşi Hippokoon, oğullarının sayesinde Tyndareos’u tahttan indirdi ve başa geçti. Daha sonra Hippocoon Herakles’le anlaşmazlık yaşadı ve Herakles tarafından öldürüldü. Boş kalan tahta Tyndareos tekrar geçti. Tyndareos’un üvey kızı ise Helen’di. Helen dünyanın gördüğü en güzel kadın olduğundan Yunanistan’dan ona sayısız talip çıkmıştı. Bu talipler arasında Odysseus, Salamis kralı Aias, Miken kralı Agamemnon ve onun kardeşi Menelaos gibi önemli figürler yer alıyordu.
İlk başta bu kadar önemli kişinin katılması Sparta kralı açısından gurur verici bir olay gibi gözükebilirdi ancak kızını bir kişiye verecekti. Bu da diğer taliplerin elinin boş dönmesi demekti. Tyndareos, bu yüzden bir kavga çıkarmaktan ve talipleri gücendirmekten korkuyordu. Sorunun çözümü Odysseus’taydı. Odysseus, Tyndareos’a sadece kardeşi İkarios kızı Penelope’yi kendisine verirse yardım edeceğini söyler. Tyndareos teklifi mecburen kabul eder. Odysseus, bütün adayların Helen’in evliliğini korumaya yemin etmeleri gerektiğini önerir. Onurlu hiçbir kahraman böyle bir yemini bozamazdı ve bozarsa diğer yeminli talipleri karşısına almış olurdu. Böylece yöntem başarılı olur ve talipler arasında anlaşmazlık çıkmadan Helen, kendi seçimi üzerine Menelaos ile evlenir.
Truva Yolculuğu
Bu olaydan yıllar sonra Truva prensi Paris, Helen’e aşık olur ve onu almak için Sparta’ya gider. Helen Sparta’dan kaçırılınca Menelaos, Truva’ya savaş açar. Yunanistan’dan bazı krallıklar Agamemnon’un çağrısı üzerine, bazıları da Menelaos’a ettikleri yeminden dolayı Truva’ya savaş ilan eder.
Odysseus, Truva’ya yelken açmadan önce, eğer o savaşa giderse eve dönüşünün çok zor olacağına dair bir kehanet duyar ve gitmek istemez. Kral Agamemnon, Truva Seferi’ne asker alımları için Palamedes’i görevlendirmiştir. Odysseus gitmemek için bir deli kılığına girer. Sabanına bir eşek ve bir öküz bağlar ve tarlasına tuz ekmeye başlar. Palamedes ona inanmaz ve kılığını ortaya çıkarmak için o zamanlar henüz bebek olan Odysseus’un oğlu Telemakhos’u sabanın önüne koyar. Odysseus durup hilesini açığa çıkarmak zorunda kalır ve savaşa gitmekten kurtulamaz. Odysseus’un Kefalonyalı ve İthakalılardan oluşan on iki gemilik filosu Truva’ya yelken açar.
Odysseus, Truva’ya varmadan önce, Agamemnon’un diğer elçileriyle beraber, Akhilleus’u (Aşil) savaşa götürmekle görevlendirilir. Akhilleus, savaşa gitmek istemiyordur ve İskiri Adası’nda saklanıyordur. Fark edilmemek için kadın kılığına girmiştir. Odysseus bir tüccar kılığında saraya gider ve getirdiği türlü türlü kıyafetleri kadınların önüne serer. Akhilleus da bu kadınlar arasındadır ve kıyafetlerle ilgileniyormuş gibi yapar. Odysseus adamlarına bir savaş borazanı çaldırır, bunun anlamı saraya saldırı olduğu ve askerlerin toplanması gerektiğidir. Akhilleus bir refleks olarak kılıcına atılır, Odysseus da onun kimliğini açığa çıkarmış olur.
Truva Savaşı’nda Odysseus

Odysseus, Agamemnon’un en çok güvendiği ve en parlak generallerindendi. Güçlü bir atlet ve zeki bir komutan olmasının yanı sıra, hitabet yeteneği yüksek bir askerdi. Askerlerin morali düştüğünde ve büyük kayıplar verildiğinde geri çekilmemeye onları ikna ederdi. Bir keresinde Agamemnon askerleri test etmek için Truva’dan ayrılmak istediğini açıkladığında Odysseus, azmini yitirmeyerek, savaşa devam etmeleri gerektiğini söyler ve davasındaki kararlılığını gösterir.
Odysseus, savaşın ilk yıllarında Palamedes’e, onu savaşa gitmeye zorladığı için, bir kin besliyordu. Palamedes’i, Truvalılardan altın kabul etmekle ve hainlikle suçladı. Daha sonra Palamedes’in çadırının yanında gömülü bir altın sandığı bulununca taşlanarak öldürüldü. Palamedes’in gerçekten hain mi olduğu yoksa Odysseus’un ona bir hile mi kurduğu tartışmalıdır. Bilinmelidir ki bu hikaye Homeros’un İlyada ve Odysseia’sında geçmez çünkü İlyada 10 yıllık savaşın son yılını konu alır.
Akhilleus savaşta Paris tarafından öldürüldükten sonra, Hephaestos’un ürettiği efsanevi zırh ve silahlarını kimin alacağı büyük tarışma konusu olur. Zırhı kazanmada en güçlü iki aday Odysseus ve Büyük Aias’tır. Kimin nasıl kazandığı anlatılara göre değişiklik gösterir. Bazı kaynaklara göre Akhilleus’un annesi Thetis Akhilleus’tan sonra en güçlü kişiye (ki bu Büyük Aias oluyordu) verilmesini istese de Odysseus yarışmayı kazanarak almıştır. Bazıları Odysseus’un sonradan çaldığını anlatır. Homeros’a göre Yunanlar kendi aralarında bir oylama düzenleyerek Odysseus’a vermişlerdir. Odysseus daha sonraları duyduğu bir kehanet üzerine Akhilleus’un tek oğlu Phyrrus’u çağırır ve zırhı ona verir. Phyrrus güçlü bir savaşçı olacaktır ve diğer adı Yunanca “yeni savaşçı” manasına gelen Neoptolemus’tur.
Odysseus’un Laneti
Odysseus’un üzerinde, daha sonra eve dönmesini zorlaştıracak, tanrılar tarafından verilen ve savaş boyunca edindiği lanetler vardır. Bunlardan biri de İphigenia hikayesidir. Kral Agamemnon, Truva’ya yelken açmadan önce Artemis’in sevdiği bir geyiğini avlamıştır. Artemis’in ona bu sebeple beslediği öfkesi yüzünden, Truva’ya gitmesi için gereken rüzgarlar bir türlü gelmez. Agamemnon bunun üzerine kahin Kalkhos’a danışır. Kalkhos, rüzgarların gelmesini istiyorsa kızı İphigenia’yı kurban etmesi gerektiğini söyler. Agamemnon bunu ilk başta reddeder ve kızını feda edemez. Ama daha sonraları, Truva’nın fethedilmesini isteyen bütün ordu, özellikle de Odysseus ve Menelaos, Agamemnon’a ısrarda bulunur. Agamemnon pes eder ve karısı Clytemnestra’ya mektup gönderir. Hileye göre kızını Akhilleus’la nişanlandırmak için çağırıyordur. Bundan haberdar olmayan Akhilleus önce sevinse de hileyi öğrenince kurbanı engellemeye çalışır. Başarılı olamaz ve Truva Savaşı, Agamemnon’un kızının kurban edilmesiyle başlamış olur.
Bir başka hikaye Trakya kralı Rhesos’u konu alıyor. Rhesos, dağ perileri tarafından büyütülmüş yaşlı bir kraldı ve Truva müttefiğiydi. Truva Savaşı’nı haber aldığında İskitlerle savaşta olduğu için savaşa katılamamıştı. Truvalı kahraman Hektor için casusluk yapan Dolon’u, Odysseus bir gün yakaladı. Dolon, Rhesos’un atlarının çok iri ve güçlü olduklarını, zırhlarının altından olduğunu anlattı. Odysseus ve bir başka Yunan kahraman Diomedes, Trakya’ya giderek Rhesos daha savaşa katılamadan onu ve adamlarını çadırlarında öldürdüler ve atlarını çaldılar.
Truva Atı
Odysseus’un savaştaki son laneti ve hilelerinin en ünlüsü Truva Atı’ydı. Yunanlar, 10 yıl boyunca vazgeçmeden savaşmışlar, iki taraftan da büyük kayıplar verilmişti ama savaş sonuca bağlanamıyordu. Bunun nedeni savunmada olan Truvalıların geçilemeyecek kadar güçlü surlar inşa etmiş olmalarıydı. Bunu zekasıyla çözecek kişi ise Odysseus’tu. Tahtadan bir atla şehrin içine sızıp Yunan ordusu için surların kapısını açmayı başardı.
Yunanlar arkalarında devasa bir tahta at bırakıp gemileriyle ayrılmış gibi yaptılar. Gemiler Truvalıların göremeyeceği şekilde bir adanın arkasında saklıyken, Yunanların en seçkin 30 askeri (bu sayı yazarlara göre değişkenlik gösterir) atın içinde bekliyordu. Atın başında Sinon adındaki asker duruyordu. Truvalılar geldiğinde, Sinon onları Yunanların savaştan çekildiğine ikna eder. Tahta atın ise rüzgarların gelmesi için Athena’ya sunak olarak yapıldığını, Truvalılar onu surlardan içeri alırsa Athena’nın lütfunu kazanacaklarını söyler. Sözde Sinon’u da Athena’ya kurban etmişlerdir. Truvalılar bu hikayeye inanırlar ve atı sürükleyerek şehrin içine taşırlar. Bir anlatıya göre at kapıdan sığmadığı için surların bir kısmını yıkmışlardır. Atın şehre girdiği gece askerler iner, önlerine çıkanları gizlice öldürerek surların kapılarını açarlar ve Yunanların işgali başlamış olur. Savaşın bittiği o gece büyük bir katliam yaşanır ve şehir tamamen yağmalanır.
Bu anlatı Truva Atı’nın sadece bir varyasyonudur. Hikaye binlerce yıldır edebiyatta ve günümüzde popüler kültürde yerini sıkça edinir. Fakat tarihsel gerçeklik hakkında tartışmalar söz konusudur. Truva Atı’nın o dönemki kuşatma aletlerinin bir abartması olduğu, o tarz kuşatma aletlerinin hayvanlarla sıkça özdeşleştirildiği ve at derisinden kaplama kullanılabildiği iddia edilebilir. Veya başka bir bakış açısı olarak, Truva Atı’nın sadece bir sembol olduğu, deprem ve atların tanrısı Poseidon’u temsil ettiği ve Truva kralına sinirli olan Poseidon’un şehri bir depremle yıktığı düşünüldüğü de tarihçiler arasında bir görüştür. Pausanias’a göre Truva Atı gibi bir “hediyenin” şehre kabul edildiğini söylemek onları aptal yerine koymaktır. Sonuç olarak, bu hikayenin gerçek bir strateji başarısı mı olduğu yoksa Yunanların Truva zaferinin abartılı bir anlatısı mı olduğu kesin değil.
Odysseus’un Eve Yolculuğu
Savaş kazanıldıktan sonra Yunanların eve yelken açma vakti gelmiştir. Kral Agamemnon’un filosu ayrıldıktan sonra dalgalar izin vermediği için Odysseus’un on iki gemilik filosu daha geç ayrılmak zorunda kalır. Yola çıktıktan sonra kıyıyı takip ederek ilerlerlerken bir Trakya kenti olan ve Kikonların yaşadığı İsmaros’a varırlar. Savunması az olan bu kente ani bir saldırı düzenleyerek şehri yağmalarlar. Halkın çoğu öldürülür. Odysseus, tanrılara saygısından dolayı, bir Apollon rahibi olan Maron’u sağ bırakır. Maron, ona birkaç altın kap ve daha sonra işine yarayacak güçlü bir şarap hediye eder. Odysseus, mürettebatı yağmadan sonra hemen ayrılmak için uyarsa da kimse onu dinlemez ve uzun bir ziyafete başlarlar. Bu sırada İsmaros’un saldırıdan kaçabilen halkı, diğer Kikonlara haber verir ve ertesi güne büyük bir ordu toplarlar. Odysseus ve ekibi Kikonların gazabından kaçmayı başarsa da birkaç adam kaybedilir.
Lotus Yiyenler
İsmaros’tan ayrıldıktan sonra filo, sert kuzey rüzgarlarıyla savrularak bugünkü Tunus kıyılarına varırlar. Burada Lotus Yiyenler denen halkla karşılaşırlar. Lotus Yiyenlerin ana yiyeceği lotus çiçeğidir ve bu çiçek zihni bulandırarak dertleri unutturan bir çeşit uyuşturucudur. Lotus çiçeğini tadan birinin eve dönme isteği kalmaz, tek isteği burada kalıp lotus yemek olur. Bu yüzden edebiyatta Lotus yiyenler, mecazi olarak tembel ve sürekli erteleyen insanları tanımlamak için kullanılır. Homeros’un Odysseia’sında olay Odysseus’un ağzından şöyle anlatılır:
Yolladım arkadaşları, dedim gidin bakın,
ekmek yiyen hangi insanların toprağına ayak basmışız.
Seçtim iki kişi, kattım yanlarına bir de haberci.
Gittiler, o zaman buluştular Lotos yiyen adamlarla,
bizim dostlara hiçbir kötülük düşünmedi ora halkı,
lotos bile verdiler onlara yesinler diye,
bizimkilerden kim yediyse lotosun bal gibi yemişini,
kendinden geçti ve dönmek istemedi bir daha gemiye.
Orada kalıp lotos yemekten başka şey düşünmediler,
akıllarını çelmişti bu yemiş, unutturmuştu sılayı.
Ama bakmadım gözlerinin yaşına, sürükledim gemiye onları,
teknede, kürekçi sıraları altına çektim, vurdum zincire.
Polyphemus

Lotusun yetiştiği kıyılardan ayrıldıktan sonra Kikloplar ülkesine yelken açarlar. İnsanların yaşamadığı, toprağı güzel ama arazinin engebeli olduğu bir adada dururlar. On bir gemi denizde kalırken Odysseus’un gemisi adaya çıkarak erzak arayacaktır. Odysseus ve adamları yaban keçilerini takip ederek adada içi erzak dolu bir mağara bulur . Mağaranın duvarlarında çeşit çeşit peynirler vardır. Birinin gelip onun misafirperverliğine sığınmayı beklerler. Sonra mağaraya alnında tek bir gözü olan bir dev gelir. Bu, kikloplardan Polyphemus’tur. İçeri girdikten sonra mağarayı kocaman bir kayayla kapatır. Odysseus ona hikayelerini anlatır ve tanrılardan korkmasını, adamlarını misafir olarak içeri almasını rica eder. Polyphemus tanrılardan güçlü olduğunu ve canı ne isterse onu yapacağını söyler. Sonra adamlarından ikisini kavrayarak, onların gözü önünde yer. Homeros’a göre kikloplar işte böyle kanunsuz, küstah bir ırktır. Hiçbir yaşama düzenleri yoktur ve her biri kendi ailesinin derdine bakar.
Mağaradan Kaçış
Polyphemus o akşam geri dönüp iki adamı daha yedikten sonra, Odysseus İsmaros kentinde rahip Maron’dan aldığı şarabı ona içirir. Dev sarhoş olduktan sonra Odysseus’un ismini sorar. Odysseus ona isminin Outis yani “Hiç kimse” olduğunu söyler. Daha sonra Polyphemus derin bir uykuya dalar. Odysseus önce onun kalbine kılıcını sokarak öldürmek ister, fakat sonra mağara girişindeki kayayı oynatamayacaklarını anlar. Bu yüzden, ateşe tutarak sertleştirdiği bir kütüğü onun gözüne sokarak Polyphemus’u kör eder. Polyphemus acı içinde bağırarak diğer kiklopları çağırır ve onlara “Hiç kimse”nin onu kör ettiğini söyler. Kikloplar onun delirdiğini düşünerek çözüm olarak dua etmesini önerirler.
Ertesi sabah mağara kapısını açtıktan sonra Polyphemus, koyunlarını otlatmak için dışarıya çıkarır. Ama göremediği için adamların kaçmadığından emin olmak üzere koyunların sırtlarını yoklamaya başlar. Çözüm olarak Odysseus ve diğerleri kendilerini hayvanların altlarına bağlarlar. Mağaradan kaçtıktan sonra Odysseus kibrine yenik düşer. Sırf Polyphemus onu kimin kör ettiğini bilsin diye, kendisinin kentler yıkan, yüce İthaka kralı Odysseus olduğunu haykırır. Polyphemus çaresizce, giden gemilerin arkasından kayalar fırlatsa da isabet ettiremez. Poseidon’a yakarmaya başlar ve ondan intikam almasını ister. Böylece Odysseus, eve dönüşünde bir laneti daha üzerine çekmiş olur.
Aeolus
Polyphemus’tan kaçtıktan sonra yüzen bir ada olan Aeolia adasına varırlar. Burada rüzgar tanrısı, Poseidon oğlu Aeolus yaşamaktadır. Aeolus’un mağarasında, sadece Zeus‘un emriyle ve büyük bir yıkım getirmek için salacağı 4 çeşit güçlü rüzgar vardır. Odysseus ve adamlarını misafir olarak aldıktan sonra onlara batı rüzgarı dışında rüzgarların bulunduğu bir çanak verir. Aeolus’un amacı onlara bu rüzgarları vererek eve daha hızlı gitmelerini sağlamaktır. Daha sonra adadan ayrılan filo, İthaka’ya neredeyse varacak kadar yakındırlar. Fakat Odysseus’un arkadaşları büyük bir açgözlülükle, hazine olduğunu düşünerek çanağı açarlar ve içinden çıkan rüzgarlar onları Aeolia adasına kadar geri götürür. Aeolus onların lanetli olduğunu düşünür ve daha fazla yardım etmez.
Laestrygonlar
Odysseus’un filosunun sıradaki durağı yamyam devlerin yaşadığı Laestrygon adasıdır. Laestrygonların soyu Odysseus’u lanetlemiş olan Poseidon’a dayanıyordu ve kralları Antiphates’ti. Thucydides’e göre Sicilya’nın güneydoğusunda bir yerde yaşıyorlardı. Odysseus, kendi gemisini kayalıkların yanına demirledi ve diğer gemiler limana yanaştılar. Odysseus’un gönderdiği iki adam adada ilerlerken Antiphates’in kızı olduğunu söyleyen bir kadınla karşılaştılar. Kadın tiz bir çığlık kopardı ve diğer Laestrygonları çağırdı. Antiphates adamlardan birini oracıkta yedi. Bütün filo kaçmaya çalıştı ama devler, Odysseus’un gemisi dışında on bir gemiye kayalar fırlatarak onları parçaladılar. Sadece Odysseus ve mürettebatı kayalıklara demir attığı için kaçmayı başardı.
Kirke
Laestrygonlardan kurtulabilen tek gemi, Aeaea adasına vardı. Bu adada cadı tanrıça Kirke (Circe) yaşıyordu. Adada tek başına bir hayat sürüyordu ve evinin etrafında uysal aslanlar ve panterler vardı. Bu da insanları hayvanlara dönüştürebildiğine bir işarettir. Odysseus’un adamlarından sadece Eurylokhos hile olabileceğini düşünerek içeri girmez, Odysseus da yolda tanrı Hermes tarafından durdurulur. Diğerleri Kirke’nin evine girer ve Kirke onlara peynir ve şarap ikram eder. Fakat yemeklerin içinde hayvana çeviren iksirler vardır. Odysseus’un adamlarının yarısı domuza çevrilir. Hermes bunun bir hile olduğunu torununa açıklar ve ona büyüden kurtulmak için “moly” adında bir sihirli bitki verir.
Odysseus bu bitkiyi alıp içeri girdikten sonra Kirke onu iksiriyle etkileyemez. Odysseus’un direncine hayran kalan Kirke ona aşık olur. Adamları domuzdan geri insana çevirir. Odysseus ve Kirke tam 1 yıl burada birlikte yaşarlar ve Telegonus adında bir oğulları olur. Kirke, Odysseus yolculuğuna devam etmeden önce ona uyarılarda bulunur. Yeraltı Dünyası’na gitmesi gerektiğini, ancak o şekilde tanrıların lanetinden kurtulabileceğini ve kahin Teiresias’a danışmasını söyler.
Hades’in Diyarı ve Sirenler
Kirke’nin tavsiyesi üzerine Okeanos’un nehrini geçerek Yeraltı Dünyası’na giden mürettebat, bir kurban keserek Teiresias’ı çağırdı. Yeraltı kraliçesi Persephone diğer ölüler gölge gibi dolaşırken Teiresias’a akıl yeteneği vermişti. Odysseus, Tiresias’tan öğüt aldıktan sonra annesinin ruhuyla karşılaşır. Annesi onun yıllar süren yokluğunda kedere dayanamamıştır. Hikayenin daha sonra önemli bir parçası olan, saraydaki talipleri de burada annesinden duyar. Ayrıca savaşta ve yolculuğunda ölen savaş arkadaşlarıyla da konuşur.
Mürettebat Hades‘in ülkesinden ayrılıp Kirke’nin adasına geri döner. Kirke onlara yolculuğun geri kalanında tavsiyeler verir, onları Sirenler ve Scylla hakkında uyarır. Sirenler, kuş gövdeli ve kadın yüzlü olarak tasvir edilen, kayalıklarda yaşayan ve denizcileri şarkı söyleyerek büyüleyip avlayan yaratıklardır. Gemi Sirenler ülkesinin yanından dolaşırken Odysseus hepsinin kulağına balmumu tıkamayı emreder. Ama kendisi, sirenlerin şarkısını duyup hayatta kalan tek ölümlü olmak istiyordur. Kendini geminin ana direğine bağlar ve adamlarına onu çözmemelerini söyler. Sirenlerden kurtulduktan sonra, koca girdap Charybdis ile canavar Scylla’nın arasından geçerler. Scylla, alt gövdesi balık kuyruğundan, üst gövdesi kadın olan, biçimsiz dev bir canavar olarak tasvir edilir. Odysseus güvenli şekilde geçmeye çalışırken Scylla gemiyi tutar ve altı adamını yakalar.
Thrinacia ve Calypso
Odysseus’un mürettebatının geri kalanı, zar zor Thrinacia adlı adaya varırlar. Odysseus, bu ada hakkında cadı Kirke ve kahin Teiresias tarafından daha önce uyarılmıştır. Adadaki sığır sürüleri, güneş tanrısı Helios’a aittir ve onlara hiçbir şekilde zarar verilmemelidir. Odysseus bunu mürettebatına sert biçimde tembihler ve sığırlardan uzak dururlar. Fakat bir süre sonra bazıları açlığa dayanamayıp uyarıları görmezden gelerek Helios’un kutsal sığırlarını avlarlar. Helios öfkelenerek Zeus’u tehdit eder ve onları cezalandırmasını söyler. Zeus, Helios’un isteğiyle onları cezalandırmak üzere, gemi adadan öteye yelken açarken amansız bir fırtına koparır. Fırtınada gemi dalgalara dayanamayarak parçalanır ve kahramanımız Odysseus dışında herkes denize kurban gider. Odysseus, gemi enkazlarıyla beraber dalgalarda sürüklenerek bugün Malta takımadasının parçası olduğu düşünülen Ogygia adasının kıyılarına vurur.
Ogygia adasında, Kalypso adlı bir peri diğer tanrılardan uzakta yaşamaktadır. Kalypso, Odysseus kıyıya vurduğunda onu iyileştirip bakarak tam yedi yıl boyunca zorla yanında tutmuştur. Ona, sonsuza kadar yanında kalması için ölümsüzlük vadeder. Fakat Odysseus evinden ayrı kalmaya daha fazla katlanamaz ve eve dönmeyi seçer. Zeus’un gönderdiği Hermes’in emriyle Kalypso, Odysseus’u bırakır ve ona İthaka’ya dönmesi için bir tekne verir.
Phaiaklar
Kalypso’dan aldığı teknesi ile doğuya doğru yelken açan Odysseus, deniz yolculuğunda Poseidon‘un lanetiyle türlü fırtınalarla sınandıktan sonra, Skherie adlı adaya ulaşmayı başarır. Skherie adasında barışçıl bir denizci halk olan Phaiaklar yaşıyordur. Can havliyle kendini kıyıya atar ve uyandığında Phaiakların kralı Alkinoos’un kızı Nausikaa ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Kız babasının ona yardım edebileceğini söyler onu saraya alır. Sarayda, adı bilinmeyen bir yabancı olmasına rağmen, Odysseus’un vardığı diğer yerlerin aksine burada misafirperverlikle karşılanır. Şölenlerine katılır ve yemeklerinden ikram edilir. Phaiaklar, Odysseus’un kimliğini öğrenince onu evine götürebileceklerini söylerler. Onu gizlice İthaka’daki bir limana bırakırlar.
Odysseus’un Dönüşü
Odysseus 20 yılın sonunda nihayet eve döndüğünde İthaka bıraktığından çok farklı bir haldedir. Saraydaki talipler sürekli kraliçe Penelope’yi darlıyor, onu ve krallığın başına geçmeyi istiyorlardı. Odysseus’un geri döneceğine olan inancı iyice zayıflamıştı ve taliplerin evlilik teklifleriyle boğuşmak her geçen gün zorlaşıyordu. Oğlu Telemakhos ise doğduğundan beri neredeyse görmediği babası için arayıştaydı. Menelaos’a sormak için Sparta’yı ziyaret etmiş ama bir ipucu bile bulamamıştı.
Odysseus gizlice limana indiğinde tanınmak istemiyordu ve kılık değiştirmişti. İlk karşilaştığı kişiler, sadık ve yaşlı av köpeği Argos ve kör çobanı Eumaeos’tur. Ayrıca Sparta’dan dönmüş oğlu Telemakhos ile de karşılaşır. Evine bir dilenci kılığında vardığında kimse onu tanıyamaz. Sadece Eurycleia adlı bir hizmetçi onun ayaklarını yıkarken, bir yaban domuzu avı sırasında aldığı yara izini tanır ve onun Odysseus olduğunu anlar. Fakat Odysseus onu uyararak kimseye söylememesini emreder.
Penelope’nin Sınavı

O gece, Penelope tüm talipleri silahsız bir şekilde saraya çağırarak, bir test yapacağını ve o testi geçen kişiyle evleneceğini söyler. Testi geçmek için Odysseus’un savaşa gitmeden önce bıraktığı yayı germek ve ard arda dizilmiş on iki baltanın arasından oku geçirmek gerekir. Odysseus üstün kuvveti ve okçuluk becerileriyle bilinirdi ve onun yerini alacak kişinin bu güçte olabilmesi şarttı. Fakat yay sıradan bir yay değildi. Hem çok ağırdı hem de kavisli yay olduğu için ipi tersten geriliyordu.
Bütün talipler büyük bir hırsla yayı germeyi denedi ama hiçbir başaramadı. Daha sonra Odysseus denemek istediğini söyler. Talipler alaylı şekilde reddetse de Penelope ona izin verir. Odysseus yayı gerer ve atışı yapmayı başarır. Kimliğini açığa çıkardıktan sonra, ilk önce taliplerin başında gelen Antinoos olmak üzere, salondaki bütün talipleri katletmeye başlar. Herkesi öldürdükten sonra aslen taliplere çalışan saray hizmetçilerini de astırır.
Penelope, bir anda saraya gelip ortalığı dağıtan bu dilencinin kayıp kocası Odysseus olduğuna ilk başta inanmaz. İkinci bir sınav yapmak ister. Hizmetçilerine, odasındaki yatağı dışarı taşımalarını emreder. Odysseus hemen öfkelenir ve o yatağın asla hareket ettirilemeyeceğini, meşe tahtasından yapılma ve kutsal olduğunu söyler. Penelope bunları duyduktan sonra onun gerçek Odysseus olduğunu anlar. Odysseus sonunda krallığını geri kazanmıştır.
Odysseus’un hikayesi burada bir sona kavuşur. Saray taliplerinin İthakalı babalarıyla da Zeus sayesinde uzlaşmaya varmışlardır. Binlerce yıllık destanların bazı kayıp kısımları ve çeşitli öyküler, Odysseus’un daha sonra Telemakhos’a krallığını bırakıp Penelope’yle uzak diyarlara açıldığını anlatsa da, İthaya’ya dönüşten sonraki kısım net bir hikaye olarak karşımıza çıkmıyor. Ünlü kahramanımız Odysseus’un bu anlatıları da böylece mutlu bir sona bağlanıyor.
