Hera, tanrılarla insanların kraliçesi aynı zamanda evlilik ve kadınlar gibi türlü şeyin tanrıçasıdır. Roma mitolojisinde Juno olarak da adlandırılan Hera Olimpos’un kralı Zeus‘un kardeşi ve de eşidir. Yunan mitolojisinde en çok saygı gören ve en çok korkulan tanrıçalardan biri olmakla birlikte anlatılarda kinci tasvir edilir.
Hera Kimdir
Titan Kronos ve Rheia’nın altı çocuğundan biri olan Hera. Hesiodos’a göre altın sandaletiyle birlikte doğmuştur. Ancak Zeus makalesinde de anlattığımız üzere doğumundan kısa süre sonra babası Kronos tarafından yutuldu. Daha sonra Zeus’un sayesinde Kronos’un midesinden çıkan Hera diğer tanrılarla birlikte Titanlara karşı savaşmıştır.
Olimpos hiyerarşisinde Zeus ile eşit haklara ve güce sahip tek tanrıça olan Hera, ana tanrıça geleneğinin ve evrendeki düzenin Olimpos’taki en büyük temsilcisidir. Antik sanatta ve heykellerde genellikle başında yönetmeyi simgeleyen polos tacı veya evliliği simgeleyen bir peçe ile tasvir edilir. Hera asaleti ve kraliçelik duruşunu da temsil eder hatta Genç Philostratus 3 tanrıçanın olduğu resme bakıp hangisinin Hera olduğunu bilmeye gerek yok asaletli ve kraliçelik duruşu olan Hera’dır demiştir. Bunun yanı sıra Homeros, onun büyük ve derin bakışlarını övmek için ona sık sık boopis yani inek gözlü sıfatıyla hitap eder.

Doğumu ve Büyümesi
Hera, Titan Kronos ile Rhea’nın evlatlarından biridir. Hesiodos’un Theogonia’da aktardığı anlatıya göre daha önce bahsettiğimiz gibi Kronos tarafından doğumunun hemen ardından yutulmuş ve Zeus sayesinde babasının midesinden kurtulup Titanlarla olan savaşa katılmıştır. Ancak eski anlatılar incelendiğinde tek bir anlatıl olmadığı görülmektedir. Hera’nın çocukluğu ve büyümesi hakkındaki bu anlatılar bölgesel geleneklere göre değişmektedir.
Hera’nın büyümesine dair en yaygın anlatı onun Olimpos savaşlarından uzakta büyütüldüğüdür. Homeros, İlyada’nın 14. kitabında Hera’nın kendi ağzından bu dönemi şöyle aktarır:
“Gidiyorum bol ürün veren toprağın bir ucuna,
tanrıların atası Okeanos’la, ana Tethys’i görmeye,
onlar almışlardı beni Rheia’nın elinden,
saraylarında iyice beslemiş, büyütmüşlerdi.
iri gözlü Kronos’u Zeus o zamanlar
kapatmıştı toprağın, ekin vermeyen denizin altına,
Gidiyorum işte görmeye onları,“ (İlyada, XIV. 200 vd.) İş Bankası Azra Erhat çevirisi
Bu anlatı, Zeus ile Kronos arasında taht kavgası sürerken Rheia’nın Hera’yı korumak adına Okeanos ve Tethys’e emanet ettiğini gösterir. Latin edebiyatında Ovidius (Dönüşümler, 2. 512) da bu geleneği sürdürerek Tethys ve Okeanos’u Hera’nın koruyucu ebeveynleri ve dadıları olarak anar. Hera, bu devasa su tanrılarının yanında huzur içinde büyümüş bu yüzden de Okeanos ile Tethys’e hayatı boyunca minnet etmişti.
Hera’nın çocukluğu sadece Okeanos’un sarayı ile sınırlı değildir. Yunan coğrafyasının farklı bölgelerinde, tanrıçayı kendi topraklarında benimseyen ve onun dadılığını üstlendiğini iddia eden farklı yerel mitler mevcuttur. Örneğin Pausanias şair Olen’in Hera için yazdığı ilahide Hera’nın Horalar tarafından büyütüldüğünü anlatır. Argos‘ta ise Argos yakınındaki Euboia tepesi çevresinde Asterios’un üç kızının Hera’nın dadıları kabul edildiğini söyler. Böyle daha da fazla gelenek vardır. Anlaşılan bu konu Yunan Mitolojisinde tam olarak aydınlanmamıştır bu sebeple herkes kendi topraklarında gerçekleştiğini savunur.
Bu anlatıların hiçbirinde Hera’nın Rheia tarafından kaçırıldığı mekan belli değildir ama hepsinde Hera’nın kaçırılması ortaktır. Ancak burada da fikir birliği yoktur Nonnos’a göre Hera titanlarla olan savaşta savaşmıştır. Yani geç dönem antik anlatılarda Hera sadece saklanan bir çocuk değildir. Aynı zamanda mücadeleye aktif katılan bir figür olarak da karşımıza çıkar. MS 5. yüzyıl epik şairi Nonnos, Dionysiaka (31. 264 vd.) eserinde Hera’nın babası Kronos’a karşı yapılan savaşta bizzat güçlü bir rol oynadığını ve Zeus’a evrenin iktidarını ele geçirme mücadelesinde aktif rol oynadığını aktarır.

Zeus ve Hera


Zeus ile Hera’nın evliliği Antik Yunan mitolojisini ve dönemin kültürünü anlamamız için oldukça önemlidir. Antik Yunan dinsel düşüncesinde bu durum yalnızca iki tanrının evliliği değildir. Bu durum evrenin düzenini ayakta tutan ”Hieros Gamos” yani kutsal birleşme veya evlilik olarak kabul edilir. Anlatıya göre bu kutsal birleşme evrenin düzen içinde hareket etmesini, toprağın verimli olmasını sağlıyordu. Zeus, kız kardeşi Hera’ya gençlik yıllarında tutkuyla aşık olmuştur. Publius Papinius Statius’un belirttiğine göre anneleri Rheia’nın gözetimi altındayken Zeus, aralarındaki kan bağına engel gözüyle bakmayan kız kardeşine öpücükler vererek arzularını hissettirmeye başlar. Ovidius, Kronos ve Rhea gibi tanrısal nesillerin kendi kanunlarını koyduğunu ve öz kardeşlerin evliliğinin Olimpos’un en yüksek kademesinde meşrulaştığını söyler. Bu durum tanrısal hukukla insan hukukunun farklı değerlendirilmesiyle oluşur. Tanrılar insanlardan farklı olarak ilahi öz taşıdığından birleşmeleri sapkınlık değil evrenin düzenini sağlayan bir durum olur.
Ancak Hera, baştan itibaren Zeus’un tekliflerine mesafeli ve gururlu yaklaşmıştır. Guguk kuşu mitine göre Zeus amacına ulaşmak için kendisini ıslanmış, çaresiz bir guguk kuşuna dönüştürür. Fırtına sırasında kuşa merhamet duyan Hera, onu kucağına alıp bağrına bastığında Zeus gerçek formuna dönerek tanrıçayı baştan çıkarır. Bu olayın gerçekleştiği Argos’taki Thornax Dağı, bu mitin anısına Kokkux yani Guguk Dağı olarak anılmaya başlanmış ve tepeye Zeus ile Hera adına ayrı tapınaklar inşa edilmiştir. Zeus ve Hera düğünlerinden önce üç yüz yıl boyunca bu tutkulu aşkı gizlice yaşamışlardır.
Hera ve Zeus’un Düğünü
Bu evlilik ilan edilip herkes duyduğunda tüm evrende devasa bir bayram havasıyla kutlandı. Kader Tanrıçaları olan Moiralar altın tahtlarında oturan çifti kutsamış, altın kanatlı Eros dizginleri tutarak gelin arabasını yönlendirmiştir. Hatta Hermes, Zeus’un emriyle tüm tanrıları, insanları ve hayvanları düğüne davet etmiştir. Fakat Nymphe Khelone davete katılmayıp düğünle alay eder ve evinde kalır. Bunun üzerine Hermes tarafından cezalandırılarak eviyle birlikte nehre atılır ve kaplumbağaya dönüştürülmüştür. Antik Yunancada doğrudan “kaplumbağa” anlamına gelen khelone, modern biyolojide kaplumbağagiller takımını ifade eden “chelonia” veya İngilizcedeki “chelonian” teriminin de kökenidir. Bu mit etyolojik yani neden oluştuğunu açıklayan mite güzel bir örnektir. Kaplumbağa evini yanında taşır çünkü Khelone eviyle birlikte atılmıştır.
Gaia, bu birleşmenin şerefine topraktan altın elma dalları filizlendirmiştir. Hera bu büyüleyici hediyeyi son derece beğenmiş ve elmaları Atlas Dağı yakınlarındaki kutsal bahçesine diktirmiştir. Meyvelerin çalınmasını önlemek için de ölümsüz ejderha Ladon’u ve Hesperidleri bahçeye muhafız olarak yerleştirmiştir. Bu elmalar sonrasında anlatacağımız Herakles makalesinde de önem taşıyacak.
Hera ve Hephaistos
Zeus makalesinde yazdığımız üzere Metis, Themis, Demeter ve Leto gibi tanrıçalardan sonra gerçekleşen bu evlilik ile Olimpos hiyerarşisini tamamlamıştır. Zeus ile Hera’nın resmi evliliğinden üç tanrısal figürü öne çıkarır. Bunlar Ares, Eileithyia ve Hebe. Ares Savaş tanrısı, Eileithyia doğum tanrıçası, Hebe ise gençlik tanrıçasıdır. Ancak bunlardan ayrılan ve Zeus’tan olmayan bir çocuk da vardır: Hephaistos.
Hera’nın annelik rollerindeki en sıradışı olay zanaat ve ateş tanrısı Hephaistos’un doğuşudur. Antik anlatılarda Hera, Zeus’un Athena’yı kadın olmadan, tek başına başından doğurmasına büyük bir hırs duymuştur. Misilleme olarak bir birleşme olmadan kendi kendine Hephaistos’a hamile kalıp onu doğurmuştur. Ancak çocuğun sakat doğması üzerine Hera, onu Olympos’tan aşağı fırlatmıştır. Bu durum, Hera ile Zeus arasındaki iktidar çekişmesinin ve Hera’nın Zeus’a bağımlı kalmadan varlık yaratma arzusunun en somut örneğidir.
Argos Yarışması
Pausanias’ın aktardığı Argolis geleneklerine göre bölgenin nehir tanrısı İnakhos, krallığı döneminde nehre kendi adını vermiş ve toprakların koruyucu ilahı olarak Hera’ya kutsal kurbanlar sunmuştur. Ancak bölgenin koruyuculuğu konusunda denizlerin hakimi Poseidon ile Hera karşı karşıya gelmiştir. Toprağın kime ait olduğuna belirlemek için bölgenin nehir tanrıları İnakhos Kephisos ve Asterion hakem olmuştur. Nehir tanrıları yaptıkları inceleme ve değerlendirme sonucunda toprağın meşru sahibinin Hera olduğuna karar kılmışlardır.
Hakemlik kararını kabul etmekte zorlanan ve yenilgiye uğrayan Poseidon, öfkesini bölgeye yöneltmiştir. Pseudo-Apollodoros ve Pausanias’ın aktardıklarına göre Poseidon nehir tanrılarına duyduğu hınç yüzünden bölgedeki tüm pınarları kurutmuştur. Bu ceza nedeniyle İnakhos ve çevresindeki nehirler, yağmur mevsimleri dışında suları çekilen kuru yataklara dönüşmüştür. Poseidon’un öfkesi bununla da bitmemiştir. Pausanias, hiddetlenen deniz tanrısının Argos topraklarının büyük bir kısmını devasa dalgalarla sular altında bıratığını anlatır. Ancak Hera’nın araya girmesi ve Poseidon’u denizi geri çekmeye ikna etmesiyle felaket önlenmiştir. Argos halkı, suların çekildiği bu noktada deniz tanrısını yatıştırmak adına Poseidon Prosklystios yani sel getiren Poseidon adına bir tapınak inşa etmişlerdir.
Hera ve İo



Hera’nın öfke mitleri çok fazladır biz de bu makalede mitlerin hepsini bir anda değil yavaş yavaş işlenmesini daha mantıklı bularak burada sadece İo ile olan miti işlemeye karar verdik.
İnakhos’un kızı ve Hera’nın rahibesi olan İo, Olympos Kraliçesi Hera’ya hizmet etmektedir. Zeus, genç rahibe İo’ya aşık olur ve onu baştan çıkarmak için ilahi gücünü kullanır. Ancak Olympos Kraliçesi Hera’nın bu gizli ilişkiyi fark etmesi uzun sürmez. Zeus, eşinin varlığını sezdiğinde yakalanmamak için hileye başvurur ve İo’yu parlak beyaz dişi ineğe dönüştürür. Üstelik bu yaratıkla herhangi bir cinsel ilişkide bulunmadığına dair ant içer. Durumu kavrayan Hera hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranarak hayvanın güzelliğine hayran kaldığını söyler. Ardından onun kime ait olduğunu sorar. Zeus, gerçeği saklamak adına onu toprak doğurdu diye yalan söyler. Bunun üzerine Hera ineği Zeus’tan kendisine hediye olarak talep eder. Zeus, mecbur kalarak İo’yu Hera’ya teslim eder.
Hera, İo’yu teslim aldıktan sonra onu Mykenai koruluğundaki kutsal bir zeytin ağacına bağlar. Ardından her yerinde sayısız göz bulunan, uykuda bile gözlerinin bir kısmı kapanan her şeyi gören dev Argos Panoptes’i ineğin başına nöbetçi diker. İo artık insani formunu ve zihnini kaybetmiştir. Konuşmak yerine böğürmek zorunda kalan, çamurlu derelerden su içip otlarla beslenen bir tutsağa dönüşmüştür. Zeus, İo’nun çektiği ızdıraba daha fazla dayanamayarak Hermes’i görevlendirir. Hermes, çoban kılığına girer. Kamıştan flütüyle çaldığı tatlı melodiler ve anlattığı öykülerle Argos’un uykusuz gözlerini teker teker uykuya daldırır. Bütün gözleri kapanan devin başını kılıcıyla kesip kayalıklardan aşağı atarak İo’yu serbest bırakır.
Hera, muhafızı Argos’un katledilmesi üzerine bedenindeki yüz gözü kutsal kuşu olan tavus kuşunun tüylerine işler. Ancak İo’nun peşini bırakmaz. Tanrıça, genç kadının üzerine cennetten fırlatılan bir veba gibi çıldırtıcı bir at sineği musallat eder. Alnında boynuzlarıyla çıldıran İo, at sineğinin amansız sokmaları ve duyduğu dehşet nedeniyle Kerkhnea deresinden ve Lerna pınarlarından kaçarak kıyı kumlarında, vahşi dağlarda ve bilinmeyen diyarlarda sürüklenmeye başlar. Bu kaçış, İo’nun Mısır’a ulaşıp insan formunu yeniden kazanacağı ana kadar devam eder.
Paris’in Yargısı
Kral Peleus ile deniz tanrıçası Thetis’in düğünü için Olympos’un tüm tanrı soyu toplanmıştır. Ganymede şarap döker, Apollon kithara çalar, Peitho geline tacını takar ve savaşçı Athena dahi miğferini çıkararak masadaki yerini alır. Ancak düğüne tek bir kişi davet edilmeyerek görmezden gelinmiştir. Nifak ve çekişme tanrıçası Eris. Onurlandırılmamanın yarattığı yıkıcı kıskançlıkla Eris, ziyafeti bozmak için çareler arar. Önce yeryüzünün bağrına vurur Titanları zincirlerinden çıkarıp Zeus’un tahtını devirmeyi, şimşekleri çalmayı ya da kalkan şakırtılarıyla ortalığı birbirine katmayı düşünür. Fakat Ares ve Hephaistos’un gücünden korkarak daha kurnazca bir plana sarılır. Hesperides’in bahçesinden altın bir elma kaparak düğünün ortasına fırlatır. Üzerinde Kallisti yani en güzele yazan bu elma, tanrıçalar korosunun tüm düzenini bozar.
Elma üzerinde Olympos’un üç büyük tanrıçası hak iddia eder. Zeus’un eşi Hera, kızı Athena ve güzellik kraliçesi Afrodit. Zeus kavgayı görünce taraf tutmaktan kaçınır ve habercisi Hermes’i çağırarak tanrıçaları Dardania topraklarındaki Ida Dağı’na götürmesini emreder. Hakem de Priamos’un oğlu, krallığını bırakıp dağlarda sürü otlatan genç çoban Paris olacaktır.
Hermes, tanrıçaları çok çeşmeli İda Dağı’na indirir. Paris, ormanlık vadide meşe ağacına yaslanmıştır. Flütünden yükselen tiz melodileri dinlerken Hermes’in ve üç tanrıçanın gökten indiğini görür. Büyük bir korkuyla kaçmaya çalışsa da Hermes elindeki altın asayı sallayarak Zeus’un emrini iletir. Korkunu bırak ve göklerin tanrıçalarının hakimi ol der.
Üç Tanrıça
Yarışma öncesinde tanrıçalar güzelliklerini öne çıkarmak için farklı stratejiler izler. Cypria Parçası 6’da aktarıldığı üzere Afrodit Kharitler ve Horalar tarafından ilkbahar çiçekleriyle bezenmiş giysilerini giyer. Başlarına çiçekten taçlar takan Nympheler ve Kharitler eşliğinde Ida Dağı’nda tatlı şarkılar söyleyerek ilerler.
Hera başında vakur bir taç, elinde asasıyla gelir. Paris’e kararı lehine vermesi halinde tüm Asya’nın ve yeryüzünün tek hükümdarı olmayı vaat eder. Savaşla bir kralın işi olmadığını, krallığın hem cesurlara hem korkaklara hükmetmek demek olduğunu söyler. Miğferi, kalkanı ve mızrağıyla gelen Athena, Paris’i şehrinin kurtarıcısı yapacağını söyler. Ona savaşta üstün zeka, yenilmezlik ve cesaret vereceğini beyan eder. Savaşçı bir erkeğe yakışan tek şeyin zafer olduğunu savunur. Colluthus ve Apuleius metinlerinde Afrodit, rakiplerinin aksine dekolteli elbisesini kaldırır. Göğsünü açar ve Aşk Tanrıçaları’nın ballı kemerini sergiler. Paris’e krallıkları ve savaş ganimetlerini bir kenara bırakmasını söyler: “Ben savaşçı değilim, kalkan taşımam. Ama kemerim ve güzelliğim var. Bana elmayı ver, sana krallık yerine dünyanın en güzel kadını olan Leda’nın kızı Helene’nin yatağını vereyim.” der.
Güzellik ve vaatler karşısında büyülenen Paris. Krallığı da askeri gücü de reddederek altın elmayı Afrodit’e teslim eder. Zafer kazanan Afrodit, rakipleri Athena ve Hera ile alay ederek göklere yükselir. Afrodit’in rehberliğiyle Lakedaimon’a giden Paris, konukseverlik ilkelerini çiğneyerek Helene’yi kaçırır. Bu eylemin sonucu Hera ve Athena’nın intikam yeminiyle birleşmesi olmuştur. Bu da Troya Savaşı’nı ardından da kentin tamamen haritadan silinmesini başlatır.
